60b8bb2c47dfb__1.jpeg

Duygularımız, yaşlandıkça daha iyiye gidiyor !

03.06.2021

Susan Turk Charles
Konuşan: Tim Vernimmen

İnsanlar yaşlandıkça, duyguları üzerinde daha fazla kontrole sahip oluyorlar. Peki bunu nasıl yapıyorlar ve gençlere bu konuda birkaç şey öğretebilirler mi?

Gençlik döneminde becerilerimiz yaş ve deneyimle gelişme eğilimindedir. Ancak yetişkinlik dönemine girdiğimizde, artık her şey yokuş aşağı gidiyormuş gibi hissedebiliriz. Geçen her yıl, daha unutkan, yanıt vermekte daha yavaş ve daha az enerjik hale geliriz.  Yine de istisnai bir durum var: Yaşlı insanlar, duygusal anlama daha üstündür. 

California Üniversitesinde Psikolog olarak görev yapan Susan Turk Chlarles, son 20 yıldır, her yaş grubundan insanın değişken ruh hallerini, tatmin duygularını, tefekkür anlarını zaman zaman yaşadıkları öfke, üzüntü ve umutsuzluk patlamalarını ve özellikle yaşlandıkça insanların duygularla nasıl başa çıktıklarını ve onları nasıl deneyimlediklerini araştırıyor. Charles ve meslektaşları, araştırmaları sonucunda yaşlı insanların sayıca daha az ama daha tatmin edici sosyal ilişkilere sahip olduklarını ve duygusal refah seviyelerinin daha yüksek olduğunu keşfetmişlerdir.

Peki bu sonucun arkasındaki sır nedir? Ve bundan olabildiğince çok insanın yararlanabileceğinden nasıl emin olabiliriz? Bu sonuçlar genç insanlara ne gibi şeyler öğretir? 2010 yılında Charles ve Stanford Üniversitesinden meslektaşı psikolog Laura Carstensen Annual Review of Psychology dergisinde sosyal ve duygusal yaşlanma üzerine bir makale yayınladılar. Bu konu ve araştıma hakkında daha fazla bilgi edinmek için Charles ile buluştuk. Bu röportaj, anlaşılırlık için düzenlenmiş ve kısaltılmıştır. 
/website/assets/images/my1/images/60b8bd051218a__2.jpeg

Bir bilim insanı olarak, yaşlı insanların duyguları ile ilgili araştırma yapmaya nasıl karar verdiniz?

90’ların başında henüz lisans öğrencisiyken ‘’gelişim’’ en çok ilgilendiğim konuydu. O zamanlar bilimsel literatür, 18 yaşına geldiğimizde karakterimizin ve duygularımızın gelişimini tamamen tamamladığını söylüyordu. Bunu duyduğumda şöyle düşündüm: Vay canına, yani sonraki 50 yılda hiçbir şey iyiye gitmiyor! Sonra, Stanford’da aslında insanların 18 yaşından sonra daha fazla gelişim gösterdikleri düşüncesini savunan ilk kişi olan Laura Carstensen’dan ders aldım. Kendisi, yavaşlama veya gerileme görülebilecek fiziksel zindelik ve bilişten farklı olarak, duyguları deneyimleme ve onları düzenleme becerilerimizin yaşla birlikte daha iyiye gittiğini, en kötü ihtimalle aynı kaldığını keşfediyordu. Yaşlanma süreciyle ilgili, bir  ‘’düşüş’’ ile tanımlanmayan bir süreci inceleme fikrine aşık olmuştum. 

Yaşlanan beyinlerin duygu yönetiminde daha iyi olması nasıl açıklanabilir?

Bazı nörologlar yaşlanmayla birlikte bilgiyi daha yavaş işliyor olmamızın, hızlı tepki vermek yerine önceden düşünmemiz için bir zemin hazırladığına inanıyor. Beynin, duygu düzenleme, muhakeme ve bilgi işleme hızından sorumlu olan ön lobunun toplam kütlesinde, yaşla birlikte bir düşüş görüyoruz. Ancak Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden Mara Mather gibi araştırmacılar, yaşlı insanların, duyguları işlemleme sürecinde, prefrontal korteks aktivitelerinin gençlerden daha fazla olduğunu keşfettiler. 

Pek çok çalışmada, yaşlı insanların, farkında olmadan olumlu önyargılara sahip olduğu bulundu. Yaşlı insanlardan çoğu zaman ‘’Küçük şeyleri dert etme’’ gibi cümleler duyarız. Arkadaşları ve aileleri ilgili negatif durumları çoğu zaman koyverirler. Yani, yaşlı insanların iyi olduğu asıl konu neyi kafaya takıp takmayacaklarına karar vermektir. Bilişsel gerileme yaşayan insanlara bakarsanız, onlarda bir pozitife gidiş gözlemleyemezsiniz. 

Duygusal doyumda zirveye ulaştığımız belli bir yaş var mı?

Bu, olaya hangi açıdan baktığımıza bağlıdır ancak genel olarak 55 ile 70 arasında en yoğun pozitif duyguları ve en az negatif duyguları yaşarız. Bununla birlikte, hem mutluluğu hem üzüntüyü içeren bir ‘’yaşam doyumu’’ ölçütü ve hayatınızın nasıl gittiğine dair bilişsel bir değerlendirme vardır. Buna göre, genellikle orta yaştaki insanlarda biraz daha düşük, 50’li yaşların başındaki insanlar arasında ise en düşük puanları görüyoruz. Skorlar daha sonra yükselmeye devam ediyor, ancak 75 yaşından sonra olumsuz duygular tekrar artışa geçiyor.

Yaptığınız incelemelerde, yüz yaşındaki insanların bile genel olarak daha yüksek bir duygusal refah seviyesine sahip olduklarını söyledikleri ortaya çıkmış. Peki daha pozitif tutumları olan veya hayatı boyunca daha az sıkıntıyla karşılaşan insanlar daha mı uzun yaşar?

Tatmin edici ilişkileri ve pozitif duyguları olan insanların daha uzun yaşadığı doğrudur. Araştırmacılar bunu neyin açıklayabileceğine baktılar ve psikolojik refahın, kortizol (stres hormonu) seviyesini düşürdüğünü ve kardiyovasküler sağlığa katkıda bulunduğunu  keşfettiler. Diğer araştırmacılar da bunu onayladılar.

Duygu düzenleme becerisinin yaşla birlikte geliştiği bir gerçek, bunu tekrar tekrar gözlemliyoruz. Bu etkiler küçük de olsa süreklidir. İnsanların çoğu bu gelişimi gösteriyor, ancak yine de herkes için bunu söyleyemeyiz. Yüzdeleri tam olarak söylemek zor ancak 40% sabit kalıyorsak, 40% daha pozitife, %20 daha negatife gidiyoruz. Yani ortalama olarak bir yükselişten bahsetmek mümkün. 

/website/assets/images/my1/images/60b8bd3e911e2__3.jpeg

Bazı insanların bu gelişimi neden göstermediklerini nasıl açıklayabilirsiniz?

Bu çalışmalara dahil edilen insanların çoğu batılı, eğitimli, sanayileşmiş, zengin ve demokratik toplumlardan insanlardır. Yani katılımcılar genelde baskın, beyaz kültürden insanları temsil eder. Bu demografik profil aynı zamanda birçok insanın finansal güvenceye ve emekli maaşına sahip olduğu ve istihdam edilmiş daha yüksek eğitim seviyesine sahip orta sınıf beyaz insanlar olduğu anlamına gelir. Sonuçlara göre, benzer statüye sahip gençlerle karşılaştırıldığında, yaşlı insanların psikolojik refah seviyesi daha yüksekti. Ancak, eğer yaşlı insanlar bu olanaklara sahip değilse (sürekli barınma imkanları yoksa, sürekli stres faktörleriyle karşı karşıya kalıyorlarsa veya acı içinde yaşıyorlarsa) bu etkileri göremeyebiliriz. 

Konut imkanı, gençler için de yaygın bir endişe kaynağı. Bu tarz sorunlar onların da akıllarını çok sık meşgul ediyor mu?

Bence, duygusal esenlik için gerçekten önemli olan iki şey, geleceğimizin güvende olduğunu bilmek ve geleceğimiz için endişelenmeme lüksüne ulaşmaktır. Gençlik döneminde endişelenecek çok şey vardır. Bazen lisans öğrencilerime şunu söylüyorum: Yaşlı insanlar, ‘’Bu hayatınızın en güzel zamanı, fırsatınız varken tadını çıkarın’’ dediğinde, bu bir tür istismardır çünkü birçok genç insan yüksek oranda stres altındadır. 

Eski akıl hocam Laura Carstensen'in “sosyo-duygusal seçicilik teorisi”, insanların hayatlarında ne kadar zamanları kaldığına dair bir algısı olduğundan bahsediyor. Sağlıklı olan ve önlerinde uzun bir yaşam olmasını bekleyen genç insanlar çok çalışmakta,  bilgi toplamaya ve gelecek için plan yapmaya değer vermektedirler. Yaşlandıkça, insanların daha az zamanlarının kaldığını fark ettiklerini ve duygusal tatmine daha çok değer vermeye başladığını görürsünüz. Bu yüzden, yaşlı insanlar ilginç olabilecek yepyeni insanlarla tanışmaktansa aileleri ve arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi tercih edeceklerdir.

Duygularımız, yaşlandıkça daha iyiye gidiyor

Science dergisinde yakın zamanda yapılan bir araştırma, aynı insanlar gibi yaşlı şempanzelerin de sayıca daha az ama daha pozitif  sosyal ilişkilere sahip olma eğiliminde olduğunu gösterdi. Bu nedenle araştırmacılar, bu gelişimin mutlaka zamanın tükendiğinin farkına varılmasına bağlı olmadığını düşünmeye başladı.  Bu gelişimin arkasındaki mekanizmanın düşündüğümüzden daha basit olabileceğine katılıyor musunuz?

Yaşlı şempanzelerin hayatta kalmayı destekleyen sağlıklı alışkanlıklar edindiğini düşünüyorum, ancak hayatlarının sonuna yaklaştıklarını fark ettiklerini düşünmüyorum. Benim tahminim şu şeylerin olabileceği yönünde: Yenilikler ergenlik dönemindeki  insanları uyarır. Duyguların yükselmesinden ve risk almaktan zevk duyarlar. Bu durum, şempanzeler için de geçerli olabilir ve onların yeni şeyler deneyimlemelerine, üremelerine, hakimiyet ve statü kazanmalarına yardımcı olabilir. Ancak bu yorucudur, bu yüzden vücut yaşlandıkça, tanıdık ve rahat olanla kalmak daha iyi olabilir. Azalan enerji seviyesi, insanlarda da bu hissin oluşmasına sebep olur. Ayrıca (Stanford araştırmacısı) Robert Sapolsky, yaşlı erkek babunlar arasındaki tımar sırasındaki davranışın stresle alakalı olduğunu keşfetti. Belki de daha toplum yanlısı olan ve tımar edilen arkadaşlarına sosyal destek veren şempanzeler bu sosyal desteğin faydasını gördüler. 

 

Ama tabii ki olaylara  anlam kazandırmak için çalışan mükemmel beyinlere de sahibiz.

 

Araştırmalarınızdan elde ettiğiniz sonuçlar insanlara daha olumlu bir bakış açısına sahip olma konusunda ilham veriyor. Ancak eğer yaşlılık dönemindeyseniz ve mutsuzsanız bu yazıyı okumak sizi iyi hissettirmeyebilir değil mi?

Mutsuz insanlar için konuşmak gerekirse, günleri duygusal açıdan daha tatmin edici geçirmek için, neler yapılabileceği üzerinde düşünmek gerçekten önemlidir. Sanırım şu herkes için geçerli bir argüman: Sağlıklı davranışların bir listesini yaparken, yeterince uyumak, egzersiz yapmak ve doğru beslenmek çoğu insanın dahil edeceği davranışlardır. Ancak şunu unutmamak gerekir ki sosyal ilişkiler de en az kolesterolünüz kadar önemlidir ve bunu çoğu zaman gözden kaçırırız. Hangi yaşta olursanız olun sosyal bağlarınızı geliştirmeye, yakın arkadaşlarınıza ve aile üyelerinize değer vermeye ve öncelik vermeye zaman ayırdığınızdan emin olun. Hayatta amaç ve anlam bulmak da hayati derecede önemlidir. Bu amacın ne olduğu farklı insanlar için farklı olabilir, ancak önemli bir amaç bulmak ve onu takip etmek duygusal olarak çok tatmin edici olacaktır. 

Bu, duygusal olarak çok rahat olmanın da bir risk faktörü olabileceği anlamına mı geliyor? 

Evet. O kadar rahat olabilirsiniz ki artık herhangi bir zorlukla karşılaşmazsınız ve gerçekten bilişsel zorluklarla meşgul olmanız gerekir. Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada, insanları sekiz gün boyunca takip ettik. Her gece röportaj yaptılar ve stres faktörleri hakkında sorular sorduk. Tartışmaya girdiler mi? Tartışabilecekleri, ancak karar vermek zorunda olmadıkları durumlar var mıydı? Evde veya işte herhangi bir sorunları var mı?
/website/assets/images/my1/images/60b8be3aea1b0__6.jpeg
2500'den fazla kişiye, sekiz gün boyunca her gece, işte yaşamış olabilecekleri bir sorun veya tartışma gibi, deneyimlemiş olabilecekleri nispeten küçük stres faktörlerini sorduk. İnsanların yaklaşık yüzde 10'u hiçbir zaman strese neden olan durum yaşamadığını bildirdi. Ayrıca en az bir stres faktörü bildirenlerden daha mutlu olduklarını bildirdiler. Ancak aynı zamanda, en az bir stres faktörü bildiren kişilere kıyasla bilişsel testlerde daha kötü performans sergiledikleri sonucuna da ulaştık. Ayrıca, başkalarından daha az yardım aldıklarını ya da daha az yardım ettiklerini ve televizyon izleyerek daha fazla zaman geçirdiklerini bildirdiler.

Yirmi yıl önce, pozitif ilişkileriniz ve belirli bir yaşam tarzınız varsa, en yüksek duygusal işlevselliğe, en yüksek bilişsel işlevselliğe, en iyi fiziksel sağlığa ve  mükemmel bir hayata sahip olabileceğinizi düşünürdük. Şimdi bu durumun biraz daha karmaşık olduğu ortaya çıktı. Çok mutlu olduklarını bildiren insanların  bilişsel olarak o kadar işlevsel olmadığını gördük.

Bunun nedeni hayatında hiçbir stres unsuru olmayan  kişilerin diğer insanlarla daha az zaman geçirmesi olabilir. Tanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar da bazen stresinizin kaynağıdır. Ama aynı zamanda sizi zorlarlar ve sizi problem çözme faaliyetlerine dahil ederler. Yani her alanda optimal refahı bulabileceğiniz anlamına gelmez; bu bir şeylerden feragat etme anlamına gelebilir. Yani bu  şunu demek gibidir: "Gönüllü olmak istiyorum, bu bana duygusal bir anlam katıyor, hayatta bir çok amacım var ama beni rahatsız edebilecek bazı insanlarla da karşılaşacağım."

/website/assets/images/my1/images/60b8bdb685e4a__5.jpeg

Yani, insanlar bir tür denge bulmak için çabalamalıdır diyebilir miyiz? Ve bunu nasıl başarabilirler?

İnsanlar, kesinlikle denge için çabalamalıdır, ancak bu denge herkes için farklı olabilir. Örneğin insanların güçlü sosyal bağlardan yararlandığını bilsek te, yakın arkadaşların sayısı veya başkalarıyla geçirdikleri süre bakımından farklılık gösterebiliyorlar. Aynı şekilde insanların fiziksel olarak aktif olması gerektiğini biliyoruz, ancak bazı insanlar yüzmeyi, bazıları ise koşu yapmayı tercih ediyor. Bazı insanlar için gayret gerektiren bazı aktiviteler bazıları için sıkıcı olabiliyor. 

Dengeyi bulabilmek için insanların kendilerini tanımaları ve  sosyal açıdan aktif olarak aidiyet duygusunu besleyen bir yaşam yaratmaları gerekir. Onlar için zorlu, yeni bilgiler öğrendikleri ve bu bilgileri pratiğe döktükleri aktivitelerde bulunmaları gerekir. Bu bir müzik aleti çalmayı, bir parkın düzenini veya bir video oyununda alternatif bir dünyayı öğrenmek olabilir.  Aynı zamanda fiziksel sağlıklarını ve işlevselliklerini koruyan, hatta gelişitiren aktivitelerde de bulunmak önemlidir. 

 

Kısacası, fiziksel sağlıklarını, bilişsel işlevlerini ve duygusal refahlarını optimize etmek için nasıl bir yaşam sürmeleri konusunda iyice düşünmeleri gerekir.

 

Peki gençler yaşlı insanların, yaşla birlikte elde ettiği duygusal faydaları anlayıp, kendi hayatlarına uygulayabilirler mi? Yoksa yaşlarının ilerlemesini mi beklemeliler?

Geçtiğimiz 10 yılda insanlar, duygusal bir düzenleme stratejisi olarak ‘’mindfulness’’ hakkında çokça tartışıyorlar. Bu ilginç, çünkü bu strateji, sizi geleceğe odaklanmaktan uzaklaştırıyor ve en değerli anın ‘’şimdi’’ olduğunu hatırlatıyor. Bence bunlar yaşlı insanların sıklıkla yaptığı şeyler ama genç insanlara hatırlatılması gerekebilir. Haftanın sonunda, "Şu anda her şey yolunda gidiyor - bugünlük bunun tadını çıkaralım" demek gerçekten yardımcı olabilir. Gençler bunu yaşlılardan öğrenebilse harika olurdu!

 

Sanırım yaşlandıkça, daha derinden anlıyorum ki araştırmaların kanıtladığı şeyleri deneyimlemekten keyif alıyorum

 

Çeviren: Elif Dağdelen
Kaynak : www.knowable.com

Facebook
Facebookta Paylaş
Twitter
Twitterda Paylaş
Twitter
E-Posta ile Paylaş
Whatsapp
Whatsappta Paylaş

ÖNCEKİ HAFTALAR