60c4e0d6a63fc__1.jpg

Birbirimizi İyileştiriyoruz

12.06.2021

 Brandon Kohrt
Bir kişi sıkıntı içindeyken, dikkat, dokunma ve özen yoluyla içlerindeki fırtınayı sakinleştirmek için derin, gelişmiş mekanizmalardan yararlanabiliriz.

Hastalarımla duygu düzenleme hakkında konuştuğumda, akıllarına gelen ilk şeyler genellikle dersin nefes alma ve meditasyon oluyor. Danışmanlık sürecinden geçmiş olanlar, duygusal durumun altındaki varsayımlara meydan okumak için belirlenmiş adımları olan bilişsel davranışçı yöntemlerden bahsedebiliyor. COVID-19’un getirdiği stres, kaygı bozukluğu ve depresyon sebebiyle, çoğu hastam, arkadaşlarım ve aile üyelerim artık mevcut olan birçok rahatlama ve farkındalık uygulaması hakkında konuşuyor.

Bir psikiyatrist olarak, bu tekniklerin yardımcı olabilme potansiyeli taşımasını takdir ediyorum. Birçoğu, iyi tasarlanmış araştırma çalışmalarında doğrulanmıştır. Fakat benliğimin bir yanı da duygu düzenlemenin tek başımıza yapılabilecek bir şey olup olmadığını sorgulatıyor. Benliğimin bu yanı, eğitimli bir antropolog. Psikiyatri alanında on yıldan fazla süredir çalışıyorum, fakat İnsanların acılarla nasıl yüzleştiklerini ve onlara nasıl tepki verdiklerini anlamaya çalışmak için çok daha uzun süredir dünyayı dolaşıyorum.

Yirmi beş yıl önce, Nepal’in Gündeydoğusunda küçük bir beton tapınakta birkaç ay geçirdim. Aileler sevdikleri insanların bakımını evde yapamadıklarında buraya getirirlerdi. Tapınaktaki rahipler, aileler sorunlarını anlatırken dinlerlerdi. Sıkıntı içindeki kişi birkaç hafta, ay ve hatta daha fazla bile kalırdı. Sakinler her sabah bağdaş kurarak veya yerde diz çökerek oturur ilahiler söyleyerek ve sallanarak birlikte ibadet ederlerdi. İlk başta, bu alışılmadık bir şifa biçimi olan şey beni büyülerken, rahiplerden biriyle sohbet etmek için her gün gelen insanları fark etmeye başladım. Kalplerindeki ve akıllarındaki endişeleri anlatırlar ve kutsal adam asla acele etmeden yanlarına otururdu. Bazen onlara bir mantra öğretirdi ya da sırtlarını ve omuzlarını tüy fırçasıyla silerdi. Sonra yüzlerinde daha fazla ışıkla ayrılırlardı. Bazıları sık sık geri geldi, diğerlerini yalnızca bir kez gördüm.

Bu etkileşim tarzını tekrar tekrar gördüm. Uganda'nın kuzeyinde bir köy sağlık çalışanı, bir ağacın altında otururken nadir görülen nörolojik bozukluğu olan bir çocuğu olduğu için komşuları tarafından dışlanan bir kadınla konuşuyordu. Liberya'da kızı akıl hastalığıyla yaşayan bir polis memuru oturmuş, Ebola salgını sırasında karantinayı uygulamanın ne kadar üzücü olduğunu anlatan bir meslektaşını dinliyordu. Haiti'de bir houngan rahip, 2010 depreminde etrafındaki binalar yıkıldıktan sonra bir öğretmenle molozdan çıkış yolunu kazmak hakkında konuşuyordu. Dikkatli dinlerseniz, bu konuşmalar sadece özünde yardım etmek olan meslekleri yapan insanlarla sınırlı değil. Gençleri yetiştirmenin stresinden bahseden bir taksi şoförü ve bir yolcu da, ofiste geçen bir günün ardından iş arkadaşlarına duyduğu öfkeyi eşiyle paylaşan bir kadın da günlük hayatımızda var.

Unutulmaz hayal kırıklıklarından yaşamı değiştiren travmalara kadar sürekli olarak başkalarını teselli ediyor ve teselli ediliyoruz. Ne yazık ki, ana akım psikiyatri ve psikoloji ve kendi kendine yardım hareketi, iyi olabilmek için öz-düzenleme becerilerine hakim olunması gerektiği beklentisini yükleniyor.

Klinik eğitimimde, başlangıçta, sıkıntıyı yönetmenin profesyonellerin yapabildiği teknik bir beceri olduğunu düşünmüştüm. Bu teknik beceri etkili olarak psikologların, dini liderlerin veya diğer uzmanların eğitim alarak başkalarının duygularını düzenlemelerine yardımcı olmalarıdır. Bununla birlikte, insanlar arasındaki duygu düzenlemenin kültürler arası unsurlarını gözlemlemek, bunun aslında sayısızca tezahürü üstlenen bir insan evrenseli olduğunu düşündürüyor. Ve her yerde bulunan bir insan davranışı olarak, muhtemelen evrimsel bir bakış açısıyla anlaşılmalıdır.

Yale Üniversitesi'nden antropolog Catherine Panter-Brick ve Emory Üniversitesi'nden Melvin Konner'ın yanı sıra Harvard Üniversitesi'nde dünyanın önde gelen küresel ruh sağlığı uzmanı Vikram Patel ve George Washington Üniversitesi'nden meslektaşım Katherine Ottman ile birlikte, evrim teorisi bize kişiler arası iyileşme ve insanlar arasındaki duygu düzenlemesi hakkında neler söyleyeceği ile ilgili çabalamaya başladık. Evrimsel tıp ve evrimsel psikiyatri gibi alanlar, kim olduğumuzu şekillendiren seçim baskıları ile günlük hayatta bizi etkileyen mevcut çevresel, beslenme, sosyal ve diğer faktörler arasındaki uyumsuzlukları ortaya çıkararak, fiziksel ve zihinsel hastalıkların kökenlerine ışık tutmaya çoktan çalışmıştı. Bununla birlikte, psikolojik iyileşme sorunu benzer derinlikte araştırılmamıştı. İnsanlar neden her gün dakikalarını, hayatımızın saatlerini ve haftalarını, bizim mesleğimiz olmasa bile, sıkıntı içindeki başkalarını rahatlatmak için harcarlar? İnsanlar olarak neden birbirimizi destekliyoruz ve neden kültürler arasında ve türümüzün tarihi boyunca benzer durumları görüyoruz?

Popüler kültürde en uygun olanın hayatta kalması, tipik olarak mutlak bireycilik ethosuna basitleştirilmiştir. Bununla birlikte, 1960'larda ve 70'lerde evrimsel biyologlar, yalnızca paylaşılan DNA nedeniyle başkalarına yardım etmenin ötesine geçen özgecilik için modeller geliştirdiler. Kısasa kısas dinamikleri ve karşılıksız sosyal değişimler açıklamaları olarak öne çıkmaya devam etti, ancak çağdaş evrim teorisi, sosyal gruplar arasındaki rekabet nedeniyle, paylaşılan sosyal davranışların hayatta kalmak için nasıl önemli olduğunu da kabul ediyor. Her şeyden önce, işbirliği, kaynakları temin etmede ve korumada yardımcı olur. Tüm kaynakları diğerlerinden tekelleştiren bir grup üyesi kısa vadeli bir fayda sağlayabilir, ancak genel olarak tehditlere karşı daha savunmasızdır çünkü grup bir bütün olarak zayıflamıştır. Evrimsel tarihimizin belirli bir noktasında, diğer insanlar yırtıcı hayvanlardan çok daha büyük bir tehdit haline geldi. Bu grup içi rekabet, diğer sosyal memelilerde, özellikle insan olmayan primatlarda da görülebilir. Jane Goodall'ın şempanzeler üzerine yazıları, grup oluşumları ve çatlakları, zorla dışlama ve grup içi uzlaşmalar hakkında açıklamalarla zengindir.

Duygular, ister olumlu ister üzücü olsun, bu sosyal dinamiklerle güçlü bir şekilde bağlantılıdır. Öfke, kıskançlık, utanç, suçluluk, yalnızlık ve keder gibi duygular genellikle kişinin bir grup içindeki pozisyonundaki veya önemli kişisel ilişkilerindeki değişikliklerle tetiklenir. Dolayısıyla, eğer duygusal süreçler sosyal kopuşla bağlantılıysa, sosyal onarımda rol oynamaları muhtemeldir. Bize diğer insanların sosyal çevremizin bir parçası olduğunu söyleyen ve böylece sosyal dokuyu korumamıza yardımcı olan bir mekanizma olmalı. Duygular biraz sosyal bağışıklık sistemi gibi çalışırlar: sosyal ilişkiler, bir şey onları tehdit ettiğinde duygusal bir iltihaplı reaksiyona neden olur. Ancak bu tepkiyi azaltmanın ve bir sosyal zehirlenme durumundan kaçınmanın, ilişkiler koptuğunda insanları tekrar kazanmanın yolları da vardır.

Bunun çarpıcı bir örneği eski çocuk askerlerle yaptığım çalışmadan geliyor.

Çoğu durumda, bir çocuk savaşçı olduktan sonra eve dönme deneyimi, savaşın kendisinden bile daha sıkıntı verici olabiliyor. Suçluluk, utanç ve kalıcı öfke yaygındır. Aileler, öğretmenler ve topluluk üyeleri, geri dönenlerden korkabilir veya çocuklarının çatışmaya katılmasını engelleyemedikleri için suçluluk ve utanç duygusu hissedebilir. Uganda, Mozambik ve Sierra Leone'de, çocukları yaptıkları eylemlerden sembolik olarak ayırmak için geleneksel şifa ritüelleri kullanılır; jestlerle suçluluk, utanç, öfke ve sıkıntı bedenden terk ettirilirdi. Nepal'de geleneksel şifacılar, sıkıntıyı yatıştırmak için çocuk askerlerin kalplerini ve zihinlerini sembolik olarak sarardı. Ancak burada, ebeveynlerin, öğretmenlerin ve diğerlerinin duygusal düzenlemelerinin bazen daha da önemli olduğunu gördük. Sınıfta çocuk asker olmasından korkan öğretmenlere korkularını tartışmaları için yardım edilmesi adına topluluk üyelerini eğittik. Benzer şekilde, çocuklarının geri dönmesinden korkan ve neşenin kararsızlığına boğulmuş aile üyeleriyle oturdular. Toplum sağlığı çalışanları bu insanlarla vakit geçirerek kendilerini daha az yalnız hissetmelerine yardımcı oldu; duyguları onlara daha anlamlı geldi ve çocuklarıyla ilişkilerini yeniden şekillendirmeye başlayabildiler.

Dilin kültürler arasında nasıl çalıştığına dair benzerlikler olduğu gibi, insanların psikolojik sıkıntı karşısında birbirlerini nasıl desteklediğine dair bir benzerlik var gibi görünüyor. Evrimsel bir bakış açısından, insanın sosyal bağışıklık sisteminin dile benzeyen bir şekilde evrimleşmesi mantıklı gözüküyor. Dil, grupların nasıl çalıştığını destekleyen sosyal bir davranıştır ve çalışması için bir dinleyici ve bir konuşmacı gerektirir. Duygusal düzenleme, benzer şekilde dinamik bir kişilerarası süreçtir.
/website/assets/images/my1/images/60c4e12bdef15__2.jpg

Pek çok antropolog, şamanik şifanın ortak unsurları hakkında, bunları psikoterapi ve diğer danışmanlık biçimleriyle karşılaştırarak yazmıştır. 1960'larda, bir psikiyatrist olan Jerome Frank ve bir antropolog olan Claude Lévi-Strauss, şifanın evrensel unsurlarını ayrı ayrı tanımladılar. Daha sonra, Karayipler ve Meksika'daki şifa uygulamalarını on yıllar boyunca inceleyen antropolog James Dow, belirli ortak adımları tanımlamak için dilbilimsel teorideki derin yapı üzerine inşa etti: şifacı ve acı çeken kişi arasında paylaşılan bir semboller bütünü vardır; şifacı, sorunun açıklanabileceğine hastayı ikna eder; şifacı, acıyı duygu yoluyla işlemsel bir sembole bağlar; şifacı, duygusal değişim yaratmak ve acıyı hafifletmek için sembolleri manipüle eder.

Çarpıcı olan, bu sembolik şifa tanımının, insan olmayan primatlarda ve diğer memelilerde empati hakkında ne anladığımızla nasıl bağdaştığıdır. Primatolog Frans de Waal ve psikolog Stephanie Preston'a göre, duygu sıkıntı içindeki hayvandan grubunun başka bir üyesine aktarılır. Bu, tehlike sesleri, yüz ifadeleri veya diğer beden dili ile iletilebilen ve daha sonra ayna nöronlar ve diğer nörolojik süreçler aracılığıyla alınan bulaşma yoluyla olur. Sonuç olarak, sıkıntılı hayvan ve teselli eden hayvan aynı duygulanım ya da duygu durumunu paylaşır. Teselli eden hayvan, sıkıntılı yaratığa fiziksel varlığı, tımar davranışları veya diğer yatıştırıcı etkileşimleriyle yardım etmek için sıkıntısını düzenleyebilir ve bu denge hissini teselliye kanalize edebilir. De Waal ve Preston ayrıca önemli bir adım daha ekliyor: sıkıntılı hayvan sakinleştikçe, duygusal transfer, teselli edenin rahatlama yaşamasını sağlar- bu tür yardım davranışlarını sürdüren bir kendini ödüllendirme biçimidir bu.

Bu duygusal teselli görsterimleri, muhtemelen hayvanların sıkıntıyı nasıl ilettiğindeki artan karmaşıklık nedeniyle gelişti. Bir vervet maymunu bir yılan görür ve korkuyla tepki verirse, gruptaki diğer maymunlar, yılanı görmeyi beklemek yerine bu korkuyu içselleştirerek hızlı tepki verebilirlerse daha iyi olacaklardır. Bununla birlikte, duygusal ilişkiler daha karmaşık hale geldikçe, aşırı bir davranışsal tepkiye ihtiyaç duyulmayacağı zamanlar vardır – ihtiyaç duyuluyormuş gibi hissettirse bile. Grup üyelerinin bu tepkileri sosyal bir bağışıklık sistemi içinde yönetmesi gerekir. Nörobilim terimleriyle, genellikle daha sonra gelişen ön lobun, beynin duygusal düzenlemeden sorumlu parçası olduğunu düşünürüz: beynin amigdala gibi korku ve stresle ilişkili daha "ilkel" alanlarındaki aktiviteyi baskılar veya değiştirir. Ancak sosyal ilişkilerimiz de sıkıntı durumlarını azaltma rolünü oynar. Psikiyatrist James Griffith'in söylemekten hoşlandığı gibi, arkadaşlar, aile ve sosyal gruplar bir tür "genişletilmiş ön lob"dur. Sakinleşip kayıp, travma ve ihlal edilmelerle başa çıkmamıza yardımcı olurlar.

Bu süreçleri günlük hayatımızda haritalayabiliriz. Başkalarını umutsuzluk içinde görmek bizi gözyaşlarına boğabilir. Korkmuş birini gördüğümüzde, yakınlardaki bir tehlike olasılığına karşı tetikte oluruz. Keder, panik veya öfke azalmadan bir grup üyesinden diğerine geçerse, bu duygusal bulaşma hepimizi tamamen kargaşaya sokar. Bu olduğunda, oldukça etkili şiddeti hissederiz. Ancak, tipik tepkimiz bu değildir, çünkü başkalarının acısını kendimiz için hissettiğimizde bile yeniden çerçeveleyebiliriz. Onu düzenleriz, anlamlandırırız ve hafifletiriz.

Sıkıntının nasıl sakinleştirilebileceğini üstü kapalı ve açık bir şekilde iletiriz. Bu, birlikte oturmak veya sarılmak gibi fiziksel mevcudiyet yoluyla olabilir. Fiziksel temas, stresi azaltan derin biyokimyasal reaksiyonlara sebep olabilir. İnsanlar durum hakkında konuşurken ve güvence veya umut için nedenleri belirlerken veya sorunu işbirliği içinde çözdükçe bilişsel süreçlere de yaslanırlar. Tüm bu etkileşimlerin merkezinde bir arada olmak vardır. Bazı psikoterapi teknikleri veya dini veya şamanik manipülasyonlar, stresi sembolik olarak bile dönüştürebilir. Uganda'daki işbirlikçilerimden biri Byamah Mutamba: ailesi ona Runyakitara'nın "yalnızlığı iyileştiren" ifadesinin kısaltılmış hali olan "Mutamba" adını verdi- yetenekli bir psikiyatrist için daha uygun bir isim olmamıştı. Psikolojik terapiyi özetlediğimizde, temel mesajı şudur: 'Yalnız değilsiniz.'

Ne yazık ki, diğer insanlarla etkileşim yoluyla acıyı hafifletmenin kolay olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. Pandemi sırasında sıkıntıdaki belgelenen artış, muhtemelen bu süreçlerin çoğunun kesintiye uğramasından kaynaklanıyordu. Sonuçta, fiziksel mevcudiyet ve birlikte olmak, kişilerarası duygu düzenlemenin en temel biçimi olarak gelişti- bir şempanzenin sıkıntı içindeki başka bir şempanzeyi tımar etmesi gibi. Bu temas ve bunun beyinlerimiz ve bedenlerimiz üzerindeki nörofizyolojik etkisi, çoğumuz için kayboldu veya büyük ölçüde daraltıldı. Sadece sıradan insan bağlantıları bile duygusal olarak yatıştırıcı olabilir: anaokulundan üniversiteye kadar, kısa karşılaşmalarda başkalarıyla bağlantı kuran öğrencilerin ortalama gününü düşünün. Bu şekilde bir araya gelmek, günün küçük veya büyük sıkıntılı parçalarını paylaşmak için sayısız fırsat sunar, bir Zoom araması üzerinden bağlantı kurmak için kasıtlı olarak ulaşmaya gerek kalmadan bunu anlayacak ve işleyecek birine yaslanırız. Profesyonel ruh sağlığı hizmetleri söz konusu olduğunda, uzaktan bakım birçok yönden inanılmaz derecede yardımcı olmuştur ve sürdürülmelidir. Ancak aynı odada olmanın bedeni gözlemlemek ve duyguların özgürce akmasına izin vermek için önemli olduğu durumlar da vardır.

/website/assets/images/my1/images/60c4e1e642777__3.jpg

Zaten bunların hepsini COVID-19'dan önce çözmüş değildik. Etrafta dolaşan pek çok dinmeyen sıkıntı vardı. Kişilerarası duygusal düzenlemenin neden başarısız olduğunu anlamak, evrimsel bir çerçevenin yararlı olmasının başka bir nedenidir. Gruplar içinde duygusal bulaşma önemli olsa da, gruplar arasındaki rekabet için ters etki yapabilir. Bir rakibin acı çeken yüzünü gördüğünüzde üzüntü hissetmek, akrabanızın veya kollektifinizin gelişmesine yardımcı olmayabilir. Fakat ne yazık ki, biyolojimiz bu şekilde hareket ediyor gibi görünüyor. Nörotransmitter oksitosin, "grup içi" üyeler için bağ kurma ve empati kurmada önemli bir role sahipken, "grup dışı" üyelerin acı çekmesinden zevk alma hissine katkıda bulunur. Bu, başkasının kötü olmasından sevinç duymanın biyolojik bir yoldur. Nöropsikolojik ve nörogörüntüleme çalışmaları, grup dışı üyelerin çoğu için aynı duygusal bulaşma kaldıracına sahip olmadığımızı gösteriyor. Empatiye karşı riskleri daha da artırmak için, bir kişi endişeli, tehdit içinde veya sıkıntılı hissettiğinde, kimin "grup içi" sayılacağına dair çevrelerini daraltırlar. Neşeli hissettiğimiz zamanlarda, yüce gönüllülük hakimdir. Ancak kendimizi tehdit altında hissettiğimizde, küçük bir yakın çevreyle duygusal bağlantıya geri döneriz ve bu bireyler bile, atasözüyle açıklanacak olursa, aynı gemide olarak görülmeyebilir.

Grup içi mi grup dışı mı sorusu, kültürel evrim nedeniyle insanlar için özellikle karmaşıktır. Diğer birçok türde biyolojik fenotipler– fiziksel özellikler, kokular, tehdit çağrıları, sabit davranış kalıpları– grup durumunu belirleme eğilimindedir. Ancak kültürel evrim sayesinde insanlar, "grup içi" ve "grup dışı" durumunu düzeltmek için bir dizi özellik kullanır. Dil büyük bir parçasıdır, aynı zamanda aidiyet ve paylaşılan yaşam deneyimlerini ifade eden giyim, davranış ve semboller de büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Akıl sağlığı uzmanları da dahil olmak üzere sağlık profesyonellerinin hastalarına genellikle empati göstermediğini gösteren devasa boyutta bir araştırma kataloğu bulunuyor; özellikle, çoğu çalışma, siyahi hastalarla çalışan beyaz doktorlar arasında dikkate değer bir empati eksikliği olduğunu göstermiştir.

Hikayenin bir kısmı, ruh sağlığı iş gücünün çeşitliliğini genişletmektir. Empati, paylaşılan grup kimliği tarafından destekleniyorsa, şifacılarımızın hizmet ettikleri topluluklara daha çok benzemeleri gerekir. 2016'da Amerika Birleşik Devletleri'nde, ABD nüfusunun yüzde 40'ını oluşturmasına rağmen, aktif psikologların yalnızca yüzde 16'sı azınlık olan nüfuslardandı. Pratisyen psikiyatristlerde durum daha da kötü: Yalnızca yüzde 10'u yeterince temsil edilmeyen azınlıklardan. Irkçılık, ekonomik engeller, polis şiddeti ve diğer faktörler dahil olmak üzere azınlık topluluklarındaki stres kaynaklarının orantısız yükü göz önüne alındığında, aralarındaki boşluk özellikle endişe vericidir. Küresel düzeyde de benzer farklılıklar bulunmaktadır. Akıl sağlığı uzmanları, beş kişiden birinin depresyon için uygun bakıma erişebildiği yüksek gelirli ülkelerde yoğunlaşmıştır. Ancak Afrika, Doğu Asya ve Güney Amerika'nın düşük ve orta gelirli ülkelerinde 27 kişiden yalnızca biri benzer bir bakıma erişebiliyor.

Küresel bir strateji, ruh sağlığı uzmanı olmayan insanları, bir psikiyatrist veya psikoloğun oynayacağı rollerden bazılarını üstlenecek şekilde eğitmektir. Bu programlar, hepimizin birbirimizi destekleme potansiyeline sahip olduğumuz fikrine dayanmaktadır. Psikiyatristler ve psikologlar için klinik eğitim tipik olarak belirli bir tedavi sınıfı için tekniklerde uzmanlaşmaya odaklanırken, sıradan insanları eğitmek bu temel yardım becerilerinin çoğunu yönetmekle ilgilidir. Eğitim, hepimizin içinde yatan ve yıllarca profesyonel eğitim almış kişilere özel olmayan yeteneklerin geri kazanılmasına yardımcı olur.

Panter-Brick, Ürdün'de Suriyeli mültecilerin sıkıntısını azaltmak ve diğer mültecilerle aralarındaki dayanışmayı arttırmak için desteklendiği bir programda çalıştı. Patel, düşük ve orta gelirli ülkelerde toplum sağlığı çalışanları ve uzman olmayan kişilerle bu girişimler için küresel harekete öncülük etti, ve şimdi bu çabalarını ABD'de sürdürüp geliştiriyor. Başlangıçta zorunluluktan tasarlanan bu programların empatik bakımı teşvik etme avantajına sahip olduğunu öğreniyoruz, çünkü teselli edenler ve teselli edilenler aynı topluluklardan ve paylaşılan yaşam deneyimlerinden geliyor.

Bununla birlikte, meslektaşlarım ve ben de kimlik eşleştirmenin tek ve hatta tercih edilen çözüm yolu olmadığının farkındayız. Dünyanın öbür ucundaki biriyle, en azından kişisel sıkıntınızla bağlantılı özellikler açısından, komşunuzla olduğundan daha fazla ortak noktanız olabilir. Teselli eden ve teselli edilenin aynı görünmesi gerektiği fikrine dayanan tüm şifa sistemleri sorunlu olacaktır- en azından bu sistemleri tasarlayan iktidardakiler, kimin kime duygusal olarak bağlı hissedeceği konusunda net bir fikre sahip olmayabilirler. Bu nedenle, başka bir strateji, sağlık profesyonelleri, topluluklarda çalışan uzman olmayan kişiler ve genel halk arasında empati ve bağlantının nasıl geliştirileceğini düşünmektir.

Sosyal psikoloji ve evrim teorisinin bir araya gelebileceği yer burasıdır.

Evrim teorisi, belirli grup davranışlarının neden ortaya çıktığını öne sürerken, sosyal psikoloji bu bilgiyi sosyal dinamikleri değiştirmek için kullanmanın bir yolunu sunar. Psikolog Gordon Allport, 1950'lerde sivil haklar hareketi ve okullarda ırk entegrasyonu ile çakışan çalışmalarla bunun temelini attı. Allport ve meslektaşları, gruplar ortak bir hedefe sahip olduklarında gruplar arası temasın önyargıları ve engelleri yıkabileceğini öne sürdüler (burada evrim teorisinin yankıları duyuluyor) ve beyaz ve siyah öğrencilerin bu işbirliğini inşa etmek için birlikte yapacakları etkinlikler tasarladılar. Kimlik. (Ancak, yaygın olarak eleştirilmiş olduğu gibi, öğretmenleri bütünleştirme konusunda daha az çaba harcadılar.)

Allport'tan bu yana araştırmacılar, gruplar bir araya geldiğinde nasıl empati kurulacağına çok daha fazla dikkat ettiler. Son on yılımı, Nepal'den Etiyopya'ya ve Liberya'ya kadar uzanan yerlerde doktorlar, hemşireler ve toplum sağlığı çalışanlarının akıl hastalığı olan hastalara karşı hissettikleri empatiyi nasıl geliştirebileceklerini anlamaya çalışarak geçirdim. Akıl hastalığı yaşayanları, yaşamlarından çektikleri fotoğrafları birleştirerek hikayelerini anlatmaları için eğitiyoruz. Bu anlatılar, sağlık çalışanlarını duygusal bir yolculuğa çıkaran, empati akışını teşvik eden ve hastalarla nasıl bağlantı kurduklarını umarız değiştiren bir yayı takip eder. Doktorların ve sağlık çalışanlarının tedavi ettikleri kişilerle ne kadar ortak noktası olduğunu ve aynı şeylere ne kadar önem verdiklerini gösteriyorlar: çocuklara ve aile üyelerine bakmak, ekonomik güvence, toplu faaliyetlere katılmak ve günlük hayattaki güzellikleri görmek. Sağlık çalışanları bu ortak insanlığı- bazı grup içi nitelikleri paylaştıklarını - hissederlerse, hastalarının sıkıntısını gidermeye daha iyi yardımcı olabilirler. Empati ve duygusal bulaşma daha hızlanır, ardından teselli ve çözüm ve sağlık çalışanları başka birine yardım etmenin psikolojik ödülünü alır.
/website/assets/images/my1/images/60c4e2140c873__4.png

Her birimiz kolektif duygusal düzenleme hakkında evrimsel terimlerle düşünmekten yararlanabiliriz. Önemli bir adım, başkalarından yardım görmenin bir zayıflık işareti olmadığını hatırlamaktır: bu, ne yaptığımız ve kim olduğumuzun temeldir. İhtiyacımız olduğunda yardım aramaya ve sıkıntıda olan başkalarıyla bağlantı kurmaya istekli olmalıyız. Dünyanın dört bir yanındaki hastanelerde ve diğer işyerlerinde, personelin COVID-19 ile yaşadıkları her şeyi işte ve evde halledebilmelerini bekliyoruz. Ve eğer mücadele ediyorsanız, o zaman bir tür "öz bakım" yapmak sizin sorumluluğunuzdadır. Çalıştığım tıbbi uygulama, tüm çalışanların popüler bir farkındalık uygulamasına abone olmaları için para ödedi. Ancak başkalarıyla bağlantı kurmak için zaman ayırmak da aynı derecede önemlidir. Bir meslektaş, paylaşılan bir bağlam ve kültür nedeniyle bu empati akışını sürdürmesi en muhtemel kişi olabilir. Sadece orada bulunarak, dinleyerek ve başka birinin duygularını paylaşarak yardımcı olabileceğimize dair hepimizin daha fazla güvene ihtiyacı var. Bu, grup olarak bizi daha güçlü yapıyor.

Kolektif empati aynı zamanda çocuklarımızda, okullarında ve ebeveynliğimizde bu doğal içgüdüler üzerine inşa etmek ve onları sürdürmek için teşvik etmemiz gereken bir şeydir. Bir gün, karımla tartışırken -bir aile bir yıl boyunca karantinada tutulduğunda olduğu gibi- dört yaşındaki kızımız rengarenk bir fırıldak ile geldi. Uzaktan yapılan Zoom anaokulu sınıflarında, kendisini kızgın veya üzgün hissettiğinde kullanması öğretilmişti. Karımdan ve benden gelen sıkıntının duygusal bulaşmasını deneyimledikten sonra, kendi inisiyatifiyle, birlikte yapacağımız hem sembolik hem de fizyolojik bir şey olarak fırıldağı bize getirdi. O bizim küçük şamanımızdı, insanların yüz binlerce yıldır birbirlerini desteklemek için yaptıklarını yapıyordu. Birlikte iyileştiğimizi biliyordu.


Çeviren: Zeynep Acar
Kaynak: https://aeon.co/essays/we-have-evolved-powerful-mechanisms-for-healing-one-another


Facebook
Facebookta Paylaş
Twitter
Twitterda Paylaş
Twitter
E-Posta ile Paylaş
Whatsapp
Whatsappta Paylaş

ÖNCEKİ HAFTALAR