6249df8a0bf3d__poverty1.jpg

Yoksulluk ve Olumlu Düşünme

03.04.2022

Jennifer Sheehy – Skeffington

Neden yoksulluk içinde mücadele verenlere olumlu zihin yapılarını dayatmamalıyız?

Hayat şartlarınızı nasıl iyileştirirsiniz? Birçoğumuz, zorluklar karşısında gelişme göstermenin belirli bir zihin yapısı ile bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Gücümüze inanmak, gelecekteki hedeflerimize odaklanmak, ileriye yönelik aksiyon alabilmek ve sosyal ilişkilerimizi güçlendirmek, çoğu insan şüphe duysa da, hayatın engellerini aşma noktasında yardımcı olabilecek 4 bakış açısıdır.

İnsanların farklı şekilde düşünerek hayatlarını değiştirebileceklerine inanan Birleşik Krallık ve ABD’deki kamu kuruluşları, son on yılda, gelişmiş ülkelerde az geliri olan ya da hiç geliri olmayarak sıkıntı yaşayan insanlar arasında böyle bir fikir yapısını geliştirmek için ciddi bir çaba sarf etti. Yine de bu tür çabalar yoksulluğu ve işsizliği azaltmada büyük oranda başarısız oldu. Hem yardım etmeye niyet ettikleri kişiler hem de onları savunanlar tarafından da alay konusu olmuşlardı. Peki yanlış giden ne oldu?

Yoksulluk üzerinde yapılan çalışmaların sonucunda her biri bir öncekinden daha hassas ve insani açıklamalar ortaya koyuldu.1950 ve 1960’larda, nesiller arası yoksulluğa maruz kalanların ahlaki açıdan yetersiz oldukları iddia edildi. Toplumda ilerlemek veya finansal destek konusunda devlete bağımlı olmamak için çok çalışmayı reddettiler. Bu da ortaya, kırılması gereken “yoksulluk kültürü”nü çıkardı. 

Sonraki yıllarda, insanları kendileri için daha iyi bir hayat yaşamaya teşvik etme çabaları eğitim ve finansal okuryazarlığa odaklandı. Sosyoekonomik statüleri düşük olanlara uzun vadede hangi kararların yararlı olduğu (sigarayı bırakmak ve pahalı kredilerden kaçınmak gibi) ve bunlara bağlı kalmak için gereken kendine inanma ve öz kontrol öğretilebilirdi. Daha yakın zamanlarda, araştırmalar yoksulluğun psikolojik açıdan neye mâl olduğuyla ilgilenmeye başladı. Çünkü her gün finansal anlamda kaygılanmak bilişsel bant aralığını tüketiyor ve kişinin uzun vadeli hedeflerini geliştirmesi için kısıtlı bir zihinsel alan bırakıyor. Bu sebeple, en son müdahaleler, ya yoksul insanları daha sağlıklı yemekler hazırlamak ve para biriktirmek gibi daha kabul edilebilir davranışlara yönlendirmeye ya da onları bu aktiviteleri daha düzenli yapmalarını sağlayacak olan bilişsel beceriler konusunda eğitmeye odaklanıyor. 

Onlarca yıllık açıklamalara rağmen, bu çabalar önemli bir şekilde yetersiz kaldı.  Buna “yüzer gezer zihin yapıları” diyorum. Bu varsayım sadece araştırmacılar tarafından değil aynı zamanda özellikle sosyoekonomik statüsü düşük olan insanların psikolojisine odaklanarak, zengin ülkelerde yoksullukla mücadele etmek adına iyi niyetli çabalar sergileyen hayırseverler ve karar mercileri tarafından da kabul edilmektedir. Sistem şöyle çalışır: herkes, karşılaştığı kaçınılmaz kısıtlamaları ve zorlukları nasıl algılayacağına ve bunlara nasıl tepki göstereceğine karar verme gücüne sahiptir.

/website/assets/images/my1/images/6249e156e6a68__poverty2.jpg

Peki böyle bir inanç nasıl yaygınlaştı? Varsayıma göre, bazı algılar ve tepkiler diğerlerinden daha yararlıdır ve her biri psikolojide belirli isimler edinmiştir: kişinin kendi gücüne inanmasına araştırmacılar “kontrol odağı” der; uzun vadeli planlara bağlı kalmak “kişisel düzen” ile ilişkilidir; kişinin hedeflerine doğru ilerlemesi konusunda proaktif olmaya “yaklaşım yönelimi” denir ve faydalı ilişkiler geliştirebilmek “genel sosyal güven” ve “uygunluk” içerir. Araştırmalar, tüm bunların daha iyi bir psikolojik işlevsellik, daha yüksek gelir ve daha uzun ömürlü olmak ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Hepsi birleştiğinde, bu yönelimler, insanın gelişmesine yol açabilecek zihin yapısının oluşmasına zemin hazırlıyor diyebiliriz.

Ama bir sorunumuz var: tüm bu zihin yapıları öylece ortalıkta dolaşmıyor. Bunlar ne herkesin özgürce benimseyebileceği isteğe bağlı stratejilerdir ne de refahı artırmaya yönelik değerlere ait tarafsız yollardır. Bunun yerine, maddi, sosyal ve ideolojik boyutları olan yaşam koşullarının içine gömülüdürler. Ve tüm bunlar maddi anlamda rahatlık içinde yaşayanlar için olduğu kadar, yoksulluk içinde yaşayanlar için de geçerlidir. Sosyal psikolog olarak, bağlamların düşünme biçimimizi nasıl şekillendirdiğini inceliyorum. Öyle ki, gezici zihin yapıları gibi görünen şeylerin aslında incelikli yollarla çalışan toplumsal güçlerin birleşimi olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki incelememi; ilk olarak, finansal baskı altında karar vermeyi çevresel ihtiyaçlara uyumlu bir yanıt olarak görerek, ikinci olarak da bu kararların benzemesi gereken orta sınıf zihin yapılarının ideolojik kökenlerini inceleyerek yapıyorum. 

İlk aşama, davranışın ekolojik ipuçlarına nasıl bir tepki olduğunu anlamayı içerir.

Bir dizi temel ihtiyacı olan kişiler, tehdit, fırsat ve kısıtlamalarla dolu bir ortamda yönünü nasıl arar? Yoksul veya çok düşük bir gelirle yaşayanlar için, kişinin çevresinin en göze çarpan yönlerinden birisi kıtlıktır. Yani günlük ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bile paraya sahip olamamak. Maddi olarak zor durumda olmanın yanı sıra, kaynaklar zaman içinde değişkenlik de gösterebilir. Bir haftalık gelir elde edilirken sonraki haftanın kazancı öngörülemez. Kıtlık ve maddi istikrarsızlık, refah seviyesi yüksek olan gelişmiş ülkelerde bile -Birleşik Krallık gibi- ev tahliyelerine, sosyal yardımların azlığına, düşük ücretli çalışma koşullarına ve yiyecek bankalarının kullanımındaki artışa sahne olmaktadır. 
/website/assets/images/my1/images/6249e188006d9__poverty4.jpg

Bir an için, sosyoekonomik merdivenin en altında olduğunuzu düşünün ve hem kıtlık hem de istikrarsızlık sebebiyle neler hissedebileceğinizi hayal edin. Sürekli olarak bir şeylerden emin olamazsınız: yeterince para kazanıp kazanamayacağınızdan (işvereniniz size bu haftaki mesai ücretinizi ödeyecek mi?), finansal taleplere maruz kalıp kalmayacağınızdan (çocuğunuz yeni üniforma isteyecek mi veya arabanıza tamir gerekecek mi?) vb. Eğer kirayı ödeyemezseniz evinizi kaybedersiniz.

Orta sınıf insanlar için bu deneyimin hafif bir versiyonunu simüle ettiğimde – bir bilgisayar oyununda bütçe kullanılarak rastgele fakir veya maddi açıdan rahat olarak belirlenen bir ortam- katılımcılar bunun bile derinden güçsüzleşme sebebi olduğunu söylediler. Fakir olarak atananlar, daha düşük bir güç duygusu bildirdiler. Öz-yeterlilik ve kontrol odağı olduğu varsayılan bakış açıları, ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken yeterli gelmedi ve anlık deneyimle iyice azaldı.

Bunun, hatalı bir psikolojik işleme veya stres ya da bilişsel yük tarafından tetiklenen bir zihinsel bozulma belirtisi olduğunu düşünmüyorum. Bu, kişinin daha büyük güçlerin rol aldığını düşündüğü ekolojik ipuçlarına bir yanıt olarak, davranışlarının gerçekte neler başarabileceğine olan inancının yeniden gerçekleşen bir rasyonel ayarlanma sürecidir. Bir kişinin kontrol odağı, yaşam koşullarının bir barometresi (basınç ölçeri) olarak görülebilir. Günlük hayatımızı şekillendiren, öncelik savaşını besleyen, dünya üzerindeki göreceli etkiler hakkında bilgi taşır. 

Sigarayı bırakma kararı alma örneğini düşünün. İşiniz sizi sağlık açısından risk altında bırakıyorsa (vardiyalı çalışma veya toksinlerden dolayı) veya yeni bir iş bulma girişimleriniz çabanıza rağmen çok az bir geri dönüş sağlıyorsa ya da mahallenizdeki çoğu insanın yaşlandıkça hastalandığını hatta erkenden öldüğünü fark ettiyseniz, sigarayı bırakma konusuna neden odaklanasınız? Sigarayı bırakmanın gelecekteki olası getirisi, günlük hayatınızdaki kronik strese karşı sağladığı rahatlama kadar etkili değildir.

Deneysel olarak incelendiğinde, güçsüz hisseden veya çevrelerinde istikrarsızlık / belirsizlik olanlar arasında, gelecekteki ödüle öncelik verme eğilimi azalmaktadır. Kişisel düzenlemelerin bariz başarısızlığı – sahip olanlara hayranlık duyulan ve olmayanlara öğretilen bir özellik – psikolojik bir bozukluk değil, kişinin geleceği üzerinde çok az gerçek kontrole sahip olmasına uyum sağlayan bir tepkidir. 

Şimdiye kadar, kontrol odağı ve öz-düzenlemenin (ayrıcalık bağlamlarından ortaya çıkan yönelimlerin) güvencesi olmayan maddi koşullar altında yaşayanlar için ne kadar az anlam ifade ettiğini gördük. İnsanların, gelişmelerinin önünü açan bir zihin yapısını benimsemelerini kolaylaştırmak için öncelikle ihtiyaçlarının istikrarlı bir şekilde karşılandığından emin olmalıyız. Böylece hayat koşullarını üzerinde gerçek bir kontrole sahip olurlar ve yatırım yapmaya değer bir gelecek için uğraşırlar.

Yoksulluğun psikolojik etkisini daha da araştırmak için, bir insanın yaşamının maddi koşullarını düşünmek yerine sosyal şartlarını incelemeye geçiş yapabiliriz. Düşük gelirli olmak genellikle finansal zorluk yaşayan birçok kişinin olduğu bir çevrede yaşamak anlamına gelir. Bu türden paylaşılan deneyimler genellikle neyle karşı karşıya olduklarını bildikleri için komşuların birbirine yardım ettiği ve topluluk dayanışmasına sahip oldukları bir potansiyele sahiptir. Ancak kendileri de masaya bir kap yemek koymakta zorlanıyorlarsa, arkadaş ve ailelerin de yapabilecekleri sınırlıdır. Ve yoksunluğun yaygın olduğu yerde, komşuların geçimlerini sağlamak adına gereken kaynaklar için rekabet ettiklerini hissetmelerine yol açan çaresizlik de vardır.

/website/assets/images/my1/images/6249e1cceb8fc__poverty5.jpg

Mahallenin dışına çıkmak, zengin bir ülkede fakir olmak, maddi rahatlık içinde yaşayanlarla her karşılaşmanız ve refah sistemiyle her etkileşiminiz, kendi düşük sosyoekonomik durumunuzun daha da farkında olmanıza sebep olur. Kısacası, olumlu bir tutuma sahip olmak, kıtlık ve istikrarsızlığın birleşiminden doğan stresin azalmasına ve toplumun geri kalanından arkada kaldığınız hissinin kaybolmasına vesile olmaz.  Kanıtlar gösteriyor ki, kazancın düşük olduğu durumlarda mutluluk da azalır ve güçsüz olduğumuzu durumlarda uyum süreci sekteye uğrar.

Bu durumdaki bir kişi gereksiz karamsa veya fırsatlara karşı kör değildir. Hayal kırıklığı yaşamamak ve gerçek tehditleri gözden kaçırmamak adına duygularını düzenler ve enerjilerini korurlar.  Hand to Mouth (2014) isimli kitabında Linda Tirado şöyle yazmıştır: “Uzun vadeli plan yapmıyoruz çünkü yaparsak sadece kalbimiz kırılmış olur. En iyisi umut etmemek. Sadece bulabildiğimizi elde ederiz.”

Bu bağlamda, sosyal güven ve uzlaşma oldukça naif görünüyor. Beyniniz, etrafta dolaşmak için gerekli kaynağın olmadığına dair ipuçları alıyorsa ve sosyal etkileşim deneyiminiz kendi mahallenizde kendinizi korumanız anlamına geliyorsa, ayrıca kendinizi kanıtlama ihtiyacınız da varsa yabancılara karşı güvenilir bir tutum sergilememek akıllıca olacaktır. Psikolog Jessica Rea ile yürüttüğümüz, sosyoekonomik statü ve kişilerarası yönelimler arasındaki bağ üzerine yapılan araştırmaların incelenmesi çalışmasında; gençken düşük sosyoekonomik statüye sahip olmanın yaşamın ilerleyen dönemlerinde daha düşük sosyal güvene, sert ebeveynlik tutumlarına, daha az duyarlı olmaya ve birçok konuda uyumsuzluğa yol açtığını tespit ettik.

Doktora öğrencim Julia Buzan tarafından yapılan Birleşik Krallık Hane Halkı Araştırmasının sonuçları; düşük gelirli olmanın, daha kısıtlı toplumsal uyum, daha fazla mahalle suçu ve artan sosyal dışlanma algıları ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Ortaya çıkan tablo, maddi sıkıntıların sosyal olanları tetiklediğini gösterir. En akıllıca davranış, sizin veya evlatlarınızın düşman bir dış dünya tarafından sömürülmesini önleyecek şekilde davranmanız ve çocuklarınıza da böyle davranmayı öğretmenizdir.

Özetle, gelişmeye açık olan zihin yapımızın 4 bileşeni var, kontrol odağı, öz-düzenleme, yaklaşım yönelimi ve uyumlu olma.

Tüm bu bileşenler düşük gelirli olma durumunda çok da yaygın değildir. Finansal ve sosyal güvenceden mahrum olmak bir kişiyi, bir kişiyi burada ve şimdini tehditleriyle başa çıkmaya odaklanma durumunda bırakır. Açık fikirli olmak ve büyük düşünmek bu insanlar için tehlikeli sulardır. Sosyoekonomik olarak ötekileştirilenlerin ihtiyaç duydukları şey zihin koçluğu değildir. Bunun yerine maddi yoksunluk, finansal güvenceden mahrum olma ve sosyal devalüasyona hitap eden eylemler bu kişilerin hayatında daha çok yer tutar. Bu zihin yapıları ulaşılabilir ve faydalı olduğunda -serbest gezen fikirler olduğunda – herkesin refah seviyesi artmaya başlayacaktır. 

/website/assets/images/my1/images/6249e1f05524e__poverty6.jpg

Zihin yapılarımızı geliştirmek, karşılaşabileceğimiz en büyük zorlukları ele almamızda az da olsa fayda sağlıyorsa tüm bu yapılar ne işe yarar ve nereden geldiler diye sorgulamak yerinde olacaktır. Ben, tüm bu zihniyetin Batılı serbest piyasa kapitalizmi kültüründen doğduğunu ve onu koruyan değerleri yeniden ürettiğini düşünüyorum. Soğuk Savaş’tan sonra ABD ve Birleşik Krallık’ta kuralı olmayan ekonomiler ortaya çıkmaya başladı. Bu ekonomi şekli de serbest piyasa düşüncesinin siyasi alandan kişisel hayatımıza doğru ilerlemesine sebep oldu. Kişisel özgürlüğün farkına varmak, olumlu bakış açıları kazanmak, kişisel hedeflere odaklanmak ve yol boyunca yardımcı olabilecek ilişkileri kullanmak, bahsettiğim zihin yapılarının 4 bileşenidir. Ve bence bu da şahsa dönük piyasa düşüncesi biçimini yansıtıyor. Eski yüksek lisans öğrencim Sabrina Paiwand ile bu tür zihin yapıları hız kazanırsa neler olabileceğini araştırıyorum. 

Bu durumlarda, kontrol odağı her konuda gerçekçi olmayan kişisel sorumluluk varsayımı olarak kendini gösterir. İçsel düzenleme sürekli pozitif duygunun sürdürülmesi haline gelir. Yaklaşım yönelimi kendini gerçekleştirmeye (ve hayatın tamamının o amaca optimize olmasına) odaklanmaya sebep olur. En son ne zaman, kontrolünüzün dışında olan bir şey için kendinizi suçladığınızı, ruh halinizi değiştiren her şeyden uzaklaştığınızı, zamanınızı verimli kullanmaya takılıp kaldığınızı ve arkadaşlıklarınızı kar – zarar açısından değerlendirdiğinizi düşünün. Her birimiz, piyasanın taleplerine uymaya şartlandırılan ve başkalarının da aynısını yapmasını bekleyen bir öznellik biçimine hapsolmuş durumdayız. Yine de verilerimiz bu düşünce tarzının talihsizlikleri için yoksulların suçlanmasına izin verdiğini gösteriyor. Bu uç nokta orta sınıfa da zarar vermektedir. Orta ve yüksek sosyoekonomik statüye sahip olanlar arasında da, bu tarz biri düşünme şeklinin, mükemmeliyetçiliği, narsisizmi, Makyavelizmi (soğuk ve manipülatif davranışlar üzerine odaklanmış psikolojik bir özellik), stresi, kaygıyı ve politik geri çekilmeyi artırır. 

Zihin yapıları öylece ortada gezmez. Düşük gelirli ortamlarda, sosyo-ekolojik ipuçlarına, insanların finansal güvencesizlik ve farklılaştırılma baskılarıyla başa çıkmalarına yardımcı olacak şekilde tepki verirler. Orta sınıfta, ekonomik statükoyu en tepedekiler hariç herkesin pahasına koruyan ideolojik gündemler yansıtılır. Mücadele ediyor gibi görünenler için belirli bir düşünme biçimini önermeden önce, neden bu bakış açısına bu kadar adapte olduğumuza dair eleştirel bir düşünceye sahip olmamız yerinde olur.

Çeviren: Uzman Psikolog Lamia Kalender Ergül / @uzmpsklamiaergul
Kaynak: https://psyche.co/ideas/why-we-shouldnt-push-a-positive-mindset-on-those-in-poverty?utm_source=Psyche+Magazine&utm_campaign=5d6cb219dc-EMAIL_CAMPAIGN_2022_02_15_10_26&utm_medium=email&utm_term=0_76a303a90a-5d6cb219dc-71462536

Facebook
Facebookta Paylaş
Twitter
Twitterda Paylaş
Twitter
E-Posta ile Paylaş
Whatsapp
Whatsappta Paylaş

ÖNCEKİ HAFTALAR