5cfe1d20b4d47__marcus-gilroy.jpg

İÇSEL BOŞLUĞU DOLDURMAK : DUYGU, KAPİTALİZM VE SOSYAL MEDYA

10.06.2019

Dijital Medya: Kullanışlı ve faydalı, ‘otomatik’ ve ‘zevk-yönelimli’?

Sosyal medya platformlarının, bağımlılığa benzer zararlı sonuçlar doğuran, kompülsif kullanımları bir tıbbi hastalık ya da davranış bozukluğu olarak tanımlanmıyorsa da, son zamanlarda pek çok araştırma ve tartışmanın konusu haline gelmiştir. Sosyal ağlarla kurulan ilişkilerin nitelikleri, belirgin ekonomik ve sosyal dış faktörlerin olduğu kadar psikolojik ve felsefi olguların da bir bileşimidir ve bu geniş kapsamla değerlendirilmelidir.

Örneğin, Freud’un kendi çalışmalarında dile getirdiği, “insanın –yeme, üreme gibi ödül davranışlarını yöneten- güçlü ilkel dürtülerinin, emniyetli ve güvenilir toplumların oluşturulması ve sürdürülebilmesi için tanımlanmış ahlaki değerler, inanç kurumları ve kanunlarla kontrol altında  -dengede- tutulması ve bu dengenin, sosyal kabul ve saygınlığın gereklerinden kabul edilmesi”, bireylerde daimi bir psikolojik baskının varlığına işaret eder. Sosyal medya platformlarının bu baskıya karşılık sunduğu görece serbestlik ve çoğunluğun karşı koyamadığı bir “daimi ödüllendirilme” vaadi (ve hali) belirgin psikolojik faktörlerden sayılabilir.

İnsanların anlamak ve kabullenmekte zorlandığı yaşlanma ve ölüm gibi bazı evrensel gerçeklerin yarattığı varoluşsal kaygı-korkuların ve güvensizlik hissinin duygusal neticeleri de modern toplum bireylerini, gerçek yaşamlarında olduğu kadar dijital platformlarla ilişkileri bakımından çeşitli zorlayıcı davranışlara itebilmektedir.

Nasıl?

Sosyal medya platformları, gündelik hayatta sunduğu pek çok kullanışlı fayda ve konforun yanı sıra, haber alma ve bilgilendirme, örgütlenme, yardım kampanyaları gibi sivil toplum hareketleri ya da daha kişisel “romantik” amaçlara başarıyla yanıt verirler. İçerikte sunulanlar kadar, kendine özgü bazı önemli yapısal ve işlevsel özellikleriyle de hayatımızda hızla geniş yer edinmişlerdir.

 

Bu ‘öznel’ kullanım deneyimi de, kullanıcıda, diğer medya kültürü alternatiflerinden çok daha fazla doğallık ve etkinlik hissi oluşturur. “Beğenme” sekmesi, örneğin, kullanıcının izlediği içeriğe ilişkin kendi özel duygusal yanıtını vermesine imkân tanıyarak, onu bir tür inter-aktif ilişkiye dâhil eder; kumsaldaki ‘selfie’nin Instagram’da yayınlanması ve başkalarınca yorumlanması da benzer türde bir karşılıklı etkileşimi kurar.

 

Sunulan içeriğin bolluğu ve çeşitliliği de diğer bir önemli ayırt edici özelliktir. Pazarda ürün bolsa, ucuz ya da bedava olacaktır; ancak söz konusu medya içeriği tüketimi olduğunda, ücret kullanıcının ‘zamanı’dır. Burada bolluk, aranan şeyin bulunmasını güçleştirirken, platformda ‘harcanan’ zamanı arttırır. Müzik, film, video-klipler, makale linkleri, arkadaşların hayatlarına ilişkin haberler ya da aralarında şakalaşmaları gibi çeşitli eğlenceliklerin hepsi aynı anda bir web sayfasında ya da bir uygulamada, zaman ve mekân sınırları olmaksızın evde, işyerinde, arabada, gece yarısı ya da sabah, basit düşey kaydırma tekniğiyle (scrolling) mobil cihazlardan erişilebilecek şekilde sunulur; içeriklerin tümü –kumsaldaki selfie de dâhil- bu mimari yapıyla “ürünleştirilmiştir”.

Beynin ödül mekanizmasını, yemek ya da sekse benzer şekillerde harekete geçirebilen yenilik ve bilinmezlik de, dijital medyanın çok cazip –ama çoğunlukla yerine getirmediği-  vaatlerindendir; burada haz, tatminin sağlanmasından çok, istek ve beklentinin sürekli uyarıcılığındadır ve tasarımcılar bunu bilir. Pornografi konulu araştırmalar, insan ilgisi ve davranışlarının ilkel beynin “haz” özleminin yönetimine bırakıldığında, medya teknolojilerini ne derece mantıksız ve aşırı kullanmalarına yol açtığını göstermiştir.

Dijital medyada içeriklerinin, kullanıcının arkadaşları, aileleri gibi tanıdıklardan ya da zaten ilgi alanlarına göre kendi seçtiği kaynaklardan beslenen sunumları aşinalık ve güvenilirlik algısı oluşturmaktadır. Bu kaynaklar, çok eskilerde kalmış zayıf ilişkiler olsa dahi, o içeriği paylaşarak yorumlayarak ya da tavsiye ederek belli bir seviyede sosyal bağ kurulmuş ya da yenilenmiştir.

Sosyal ağlar, öne çıkan bu özgün nitelikleriyle, ihtiyaç duyulan –eksikliği hissedilen- her şeyi, mümkün olan en hızlı ve konforlu yollarla doğruca sunmayı başararak, yaşamlarımızın giderek daha derin ve daha mahrem alanlara erişir ve yerleşirler.

Post-modern Kapitalizm

Tüketimin, uzun yıllardır, bilimsel araştırmalarla incelenen ‘insan davranışlarına’ göre kurgulanmış reklamlarla teşvik edilmesi ekonomik sistemin bilinen öykülerindendir. İnsan davranışları, temelindeki doğal içgüdülerden başlayıp, olumsuz dış etkenlerle ya da bilinçli suiistimaller sonucu oluşan psikolojik sorunları, en çok bilinenleri zararlı madde, alkol ve kumar bağımlılıkları gibi basit ya da zorlayıcı takıntılı-tekrarlama davranışları ve diğer daha önemli patolojik durumları da kapsayan geniş bir alandır.

Kapitalizmde dümen tutar kurumların, bu sistemin kendi temel yapısı ve işleyiş kuralları gereği çeşitli şekillerde istismar ettiği bireylerin, bedensel ya da duygusal-zihinsel sağlık ve bütünlüğü üzerinde zamanla neden oldukları yıpranma ve zararın farkında olmaları ve bunu iyileştirmeksizin sürdürmeleri de yeni değildir. Ancak, salt maddi kazanç odaklı bu yapıların, toplumsal etik değerleri ve “insanın değerini” giderek artan şekilde kolayca göz ardı eden ve onu ‘harcanabilir’ hale indirgeyen bu umarsız yaklaşımları, günümüzde hızla gelişen teknolojinin sunduğu yeni platformlar sayesinde daha sınırsız ve engel tanımaz yöntemlerle sürdürülür hale gelmiştir. Temel sosyal bilim alanlarının yanı sıra, beyin ve sinir sistemini ileri teknolojik metotlarla inceleyen nörolojik bilimlerde son yıllarda hızlanan çalışmalarla açıklanan yeni bulgular, insan davranışlarını, tüketim ekonomisinin pazarlama uzmanları için kıymetli ve verimli  –ancak bireyin kendisi için tehlikeli- bir oyun bahçesi haline getirmiştir.

Çoğunlukla gelişmiş ülkelerdeki modern toplumlarda artarak gözlemlenen ve hem dijital platformların tasarımcıları tarafından hem de reklam-pazarlama sektörlerinde kurnazca istismar edilen bazı insani davranış ve duygu durumları –ortak mutsuzluk, kaygı, yalnızlık, sıkılma, boşluk hissi- ile kapitalist sistemin gerçekleri arasındaki ilişki rastlantısal değildir. Bu duygusal tahribat, sosyal medya kullanımının olağandışı kitlesel yaygınlığının önemli nedenlerinden görülmektedir.

Sürekli değişen şekliyle, herhangi bir zamanda dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan gelişmelere adapte olabilen kapitalizm kültürü, bilim ve teknolojideki hızlı gelişmelerle de önemli değişimlere uğramıştır; yeni ismi ve yapısıyla “neoliberalizm”in, karanlık ekonomik mantığı –bireyin kendisi dâhil her olgunun ‘piyasa ölçekli değerlemeye’ tabi tutulması- yaşamın tüm alanlarına girmiştir. Bu “daimi puanlanma” hali psikolojik olarak sağlıksızdır ve belirgin duygusal gerilim oluşturur; bir “ticari mal” olarak nesneleştirilen kişi kendi “insanlığına” yabancılaşır. Benzer yabancılaşma –ve yalnızlık- hissi, daha önceleri, uzun mesai saatleri nedeniyle ailesi ve sosyal çevresi ile bağları kopan çalışanlarda da gözlenmiştir.

21. yüzyılda kapitalizm, ekonomiyi düzenleyen ve yöneten -ya da para kazanmayı öğreten- soyut, sabit bir kurallar dizisi olmaktan çok, her insan için farklı, daha öznel yaşam deneyimleri haline dönüşmüş ve bu sayede en savunmasız alanlar –duygular- üzerindeki etkileri artmıştır. Sistemin varlığını dayandırdığı güç dengesizlikleri, iş ilişkilerinde ahlaki değerlerin dikkate alınmaması, değersiz işgücü, işsizlik, finansal sıkıntılar, artan baskılar, azalan ücretler, artan gelecek kaygısı ve belirsizlik, yoksulluk gibi daha çok ekonomik yaşama ait görünen gerçeklerin maddi etkilerinin yanında, sanılandan çok daha ağır manevi ve duygusal sonuçları ortaya çıkmıştır. Çağın duygusal gerçekliği haline gelmiş bu genel mutsuzluk ve boşluk hislerinin kapitalist toplumlarda bireyleri aşırı tüketim-odaklı davranışlara yönelttiği uzun zamandır bilinmektedir; aynı davranış modeli, bugün, heyecanın ve tüketimden alacağı geçici hazzın peşindeki bireyin sosyal medya kullanım eğilimlerini de yönetmektir.

Sosyal Medya A.Ş.

Tüketim, özünde, koşul ve şartları zamana, konu olan eşya/ürün/hizmete ve taraflarına göre değişen ve ticari kazanç hedefleyen bir değiş-tokuştur. Dijital platformlar -ve sosyal medya-, öncelikle, taraflar (şirketler ve kullanıcılar) arasına konumlanmış bir tüketim meydanıdır (pazar). Özellikle, mutsuz, güvensiz, işten çıkarılmış, yalnız hisseden ya da benzer bir olumsuz duygunun kontrolündeki insanlar, herhangi bir şey satmanın çok daha kolay olduğu, verimli topraklardır. Uzun süreli stres, kaygı ya da üzüntü, mantıksız davranışa yol açar; böyle durumlarda insanın, uzun vadede kendisi için “iyi ve doğru olanı” yapması daha zordur ve bir bedeli olsa bile, basitçe kendini en kısa sürede iyi hissetmesini sağlayan şeyleri yapmayı tercih eder.

Sosyal medya platformları, ayrıca, kullanıcıların yaşamları (anlık duygusal ihtiyaçları, arkadaşları, doğum günleri, eğlence tercihleri, tatilleri, üzüntüleri) ile ekranlar ardındaki kendi anonim şirketlerinin ticari kazançlarına hizmet eder daha karmaşık bir tüketim ilişkisinin aracısıdır. Burada, kullanıcı (müşteri) ile onun yaşamında anlamlı ve önemli olan her şey arasına akıllıca konumlanarak topladıkları ve sakladıkları tüm hassas kişisel bilgilerini ve davranış kalıplarını, pazarlama göstergeleri olarak reklam verenlere sundukları bir ‘satışa uygun mal’ haline getirirler. Kullanıcılar, çaresizce gidermeye çalıştıkları boşluk ve eksiklik duygusuyla, günlük yaşamlarında özlemini çektikleri ama ne olduğunu bilmedikleri her şeyi bulmak arzusuyla kamçılanarak, oburca ve durmaksızın medya tüketirken, baştan sona ticari mantıkla tasarlanmış Sosyal Medya A.Ş’ler ve reklamcılar için büyük miktarda, paha biçilemez piyasa verisi –sermaye- üretirler. Hepsi de borsada halka açık işlem gören bu şirketler varlıklarını –ve çeyrek dönemlik bilanço gelirlerini- kullanıcılarından gelen kesintisiz kişisel tüketim ve davranış verileri akışı ile sağlar ve sürdürürler. Her ne kadar şirketler, her zaman, para kazanmaktan çok daha yüce ve saygın hedeflerle motive olduklarını iddia etseler de, özel hayatın herhangi bir kısmını bu platformlara taşımak, kaçınılmaz olarak o şirketin yıllık gelir kaynaklarından biri haline gelmektir.

Şirketler ve tüketiciler arasında eskiden beri var olan alış-veriş ilişkilerinin temeli, geleneksel reklamlar yoluyla müşterinin duygu dünyasında bir yer edinip, ürünü ya da hizmeti onun belli bazı istek, ihtiyaç ve özlemleriyle özdeşleştirerek, satın almasını başarmalarına dayalıdır. Bu süreçte, değiş-tokuşun koşulları taraflar için açık ve nettir. Sosyal medya platformları ise kullanıcı ile kurdukları direk kişisel yakınlık sayesinde onların dünyalarına bir kısa-yol oluştururlar. Bu yoldan toplanan ve kullanıcının kullanım şartlarını kabul ederken verdiği geniş kapsamlı açık izni ile artık firmanın özel mülkü haline gelen tüm kişisel ve davranışsal bilgileri, sektöre üretim ve tüketim verisi olarak satılmaktadır. Burada kullanıcıyla kurulan ticari değiş-tokuş ilişkisi, daha öncekilerle aynı değildir; bir takas içinde olduğunun dahi farkında olmayan –iradesi by-pass edilmiş- alıcıya ne derece adil davranıldığı da belirsizdir. Bu, kullanıcının istismarını hem mümkün hem de çok kolay hale getiren, kullanıcı hakkında her şeyin bilindiği ama ne bu ticareti yaptığı diğer tarafın ne de dâhil olduğu ticaretin şartlarının bilinemediği bir tek taraflı ayna tasarımıdır. Kişinin davranışları hakkında kendisinin bildiğinden daha fazla bilmek, ya da onun ticari ilişki kurduğu karşı taraf hakkında hiçbir bilgiye sahip olmaması bir tür sosyal eşitsizliktir; bilgi, yetki ve güç alanları çatışmaları doğurur ve kesinlikle anti-demokratiktir.

Sonuç

Kapitalizm, tüketimi teşvik eder bir ekonomik sistemdir. Sosyal ağlarda sunulan tüketim ürünlerinin hepsi de -kedi yavruları ya da yemek resimleri, makaleler, filmler- insana mutluluk, üzüntü, öfke, gurur, merak, nostalji gibi anlık sübjektif duygu deneyimleri yaşatarak, modern çağın zorlayıcı ekonomik (yoksulluk, gelir eşitsizliği) ya da duygusal (varoluşsal kaygılar, depresyon, boşluk) gerçekleriyle başa çıkmak ya da bunlardan kaçmak ihtiyacına yanıt verirler. Bu hazza dayalı tüketim platformları da, kendi yarattığı mutsuzluğu istismar eden sistemin ekonomik mantığı ve algoritmalarıyla tasarlanmıştır; kullanıcılarının büyük resmi görüp, dünyada gerçekte yaşananları anlamaktan uzaklaştırılmasına hizmet ederler.

Dijital platformların ve sosyal medya ürünlerinin pratik kullanımları ve gündelik hayatlarımızda faydalarına ilişkin pek çok olumlu özellikleri sayılabilir; bu ürünleri kötü ya da zararlı olarak tanımlamak doğru olmayacaktır. Burada önemle vurgulanan ve zaman kaybetmeksizin anlaşılması gereken, kullanıcılara görünürde karşılıksız sunulan keyifli eğlencelikler ve faydalı uygulamalar ardında, toplumsal ahlak ve etik değerleri hiçe sayan, acımasız, adaletsiz, manipülatif ve suiistimale dayalı stratejilerin kurulmuş ve işlemekte olduğudur. Bir zamanlar değersiz sayılan duyguların, bu stratejiler yoluyla zalimce sağılmasıyla ticari kazanç elde edilmektedir.

 

Teknoloji ile olan ilişkimiz bize yaşamımızı kolaylaştıracak yeni ve daha kullanışlı araçlar sunmalıdır; teknoloji ‘ilerleme’ demektir. Ancak tüm bilimsel ve teknolojik gelişmelerin temeli ve istikameti, her zaman, hür irade, ifade özgürlüğü, vicdan, düşünce ve inanç, mahremiyet hakkı ve hukuksal adalet ve eşitlik gibi evrensel insan hakları dayanağında kurulmuş demokratik toplum yapısı ile uyum içinde olmalıdır.

 

 

Bu yeni kapitalizmin kendi amaçlarına erişmek üzere teknolojiyle kurduğu işbirliğiyle bugün inşa edilen bu kötücül karakterli dijital ve ekonomik gelecek, -hâkim kurumların buna inandırma çabasına karşın- “kaçınılmaz” değildir. Kişinin mahremiyetinden taviz vermek zorunda bırakmaksızın, karar ve tercihlerini gasp etmeksizin ya da iradesini yok etmeksizin ihtiyaçlarının karşılanabileceği bir diğer yaklaşım, Oliver James’in deyişiyle (2008) bir “Fedakâr Kapitalizm”, mümkündür. Ekonomik, siyasi ve kültürel olarak hâlen “alternatifsiz” olarak sunulan sisteme, bu yaratıcı ve cesur yanıt verilemediği sürece, yeni kapitalizm içimizdeki boşluğu doldurmaya devam edecektir.

İnsan, öte yandan, tüm eşsiz özelliklerinin yanı sıra, kolayca yaralanabilen, her zaman mantıklı ya da sağduyulu olamayan, kendi güçlü dürtüleriyle alışkanlık tuzaklarına düşebilen, duygusal bir varlıktır; bu nedenle, toplumsal şefkat ve dayanışmanın koruyuculuğuna da her zaman ihtiyaç duyacaktır.

MARCUS GILROY-WARE’den özetleyerek çeviren: Çiğdem Ergun

ÖNCEKİ HAFTALAR