5d39eaa8b5c6a__iki-dusunurden-yasama-kilavuzu-01.jpg

İki düşünürden yaşama kılavuzu

GÖKSAN GÖKTAŞ | Pazar Sabah Haberleri

Biri insan ruhunun, biri medeniyetimizin, kültür kodlarımızın ustası... İki profesör, Kemal Sayar ve Sadettin Ökten’in sohbetleri Turkuvaz Kitap etiketiyle Dünyaya Geldim Gitmeye adıyla kitaplaştı. İki usta, kitapta insan ruhunun labirentlerinde geziniyor, çıkmazlarımıza ‘buralı’ çıkış yolları arıyor...


İki ruh ve medeniyet ustası... Psikiyatr Prof. Dr. Kemal Sayar ve mimar-mühendis Prof. Dr. Sadettin Ökten... Biri insan ruhunun sonsuz vahasında derin kazılar yapıyor, biri kültürün, medeniyetin, mimarinin iç aleme olan yansımalarının peşinde yıllardır. Velhasıl ikisi de düşünce adamı. Sözlerinde kendimizi görebildiğimiz, hem insan hem gelenek olarak köklerimize ilişkin sırlara vakıf olabileceğimiz iki duayen... İşte bu iki ustanın radyo sohbetleri Dünyadan Geldim Gitmeye/Gönül Sadası'ndan Akisler adıyla, Turkuvaz Kitap tarafından yayımlanıyor. İnsan ruhu, şehir, kültür, medeniyet... Kısaca hem yaşadığımız coğrafya hem beşeri kodlarımız üzerine derin mi derin konuşmalar bunlar. Erkam Radyo'da yapılan sohbetler üzerinden titizlikle geçilerek bir kitap haline geldi. Kemal Sayar sohbetlerin nasıl, hangi usulle gerçekleştiğini şöyle anlatıyor: "Okuduğunuz sohbetler, hiçbir ön hazırlık yapılmaksızın doğaçlama usulde gerçekleştirildi ve biraz da zuhurata tabi olduğu- muz, günümüzün moda deyişiyle söylersek, yüreğimizin bizi götürdüğü yere gittiğimiz bir konuşmalar zinciri oldu. Burada benim rolüm daha ziyade hocanın bilgi ve irfan hazinesinin kapılarını aralayacak sualler tevcih etmekti. Doğrusu bir ustanın yol yordam göstermesiyle yeni şeyler öğrenmenin ve hadiseleri başka biçimlerde görebilmenin manevi hazzı pek kıymetliydi. Gönül ehlinden tevarüs edilen bir hal bilgisi kitabın satır aralarında kendisini hissettirmektedir ama bir şey daha var ki, güzel olan sadece 'En Güzel'in bir yankı ve yansımasından ibarettir. Hangi yüce ülkünün bendesiyiz ve dilimize pelesenk olan şarkı neyi terennüm etmektedir, mesele budur."

İki düşünürden yaşama kılavuzu

ACELE ETMEYİN, HEPİMİZ YOLCUYUZ!

- S.Ö: Yıllar önce Kütahya'dayız, bir dergâh için çini alıyoruz, akşam döneceğiz. Çini aldığımız yerin sahibi çok zarif bir zat, "Buyurun oturun, yemek yiyelim, çay içelim" diye teklifte bulunuyor. "Efendim, biz yolcuyuz, müsaade edin," deyince; "Efendim, hepimiz yolcuyuz" dedi ve kalıverdim orada. Adam mealen diyor ki, "Acele etme, hepimiz yolcuyuz, burada kalan insan yok. Geleceğiz ve gideceğiz, iki kapılı bir han bu. Zamanın hakkını ver, Kütahya'ya geldiysen, misafirim ol." Benim açımdan ders mahiyetinde bir anekdottu bu.
- K.S: Hayatın içinde böyle aydınlanma anlarına, bunu yaşatacak insanlara ihtiyacımız var çünkü insanlar ölümden saklanmanın, kendini uyutmanın, uyuşturmanın bir yolunu arıyor, buluyor. Halbuki insan bilinci ölümle yüzleştiği ölçüde açılır.

İki düşünürden yaşama kılavuzu

BİR HUZUR KOVUĞU ARIYORUZ

- K.S: "Hayatımı mümkün mertebede en az eşyayla idare edeceğim" diyorlar. Harvard Üniversitesi'nde doktora yapan bir çift, ev taksiti ödüyor, araba taksiti ödüyor, geçinemiyor. Birden karar alıyorlar ve hayatlarındaki fazla eşyaları atıyorlar. "Günlük hayatımızda kullandığımız eşya sayısı 100'ü geçmeyecek" diyorlar. İki bardak, bir tabak gibi. Bisiklet alıyorlar, arabayı satıyorlar. "Şimdi hem rahat geçiniyoruz hem de özgürüz" diyorlar ve bu tecrübelerini anlatan bir kitap yazıyorlar.
- S.Ö: Avusturya'da bir elçi tanıdım. Bir heyet gelmişti, konuşuyorduk. "Sen böyle konuşuyorsun ama cep telefonu kullanıyorsun; ben elçiyim, emekli oldum hiç kullanmıyorum. Bu sayede rahat ettim, özgürlüğüme kavuştum" dedi.
- K.S: Her yerde ve her an ulaşılabiliyor olduğunuzda insanların emrine hazır ve nazır oluyorsunuz. O zaman tefekkür ve derinleşme anları kayboluyor. Siz bir tarafta bir kitabı okumaya çalışırken vız vız öten bir şey dikkatinizi alıyor. Kapatsanız da aklınız orada kalıyor. Bu da modern zamanda korkunç bir zihinsel sığlaşmayı beraberinde getiriyor. Şu anda her ev bir "uğultu değirmeni". Televizyon sesi, dışarıdan klakson sesleri. İnsanın içine girip huzur bulabileceği bir kovuk yaratmak çok zor.

İki düşünürden yaşama kılavuzu

HER NEFESİMİZ BİR ZİKİR

- K.S: Ferrasi'ni Satan Bilge diye kitap çıktı, o kadar sattı ki yazarı herhalde 10 tane Ferrari alabilir. Her şeyi pazarlama unsuruna dönüştürme tavrı var; insan maneviyatını hafife alma ve onu o şekilde pazarlama söz konusu.
- S.Ö: Ruh haz alırsa o çizgiye tekrar dönmez. Gönül o hazzı tadarsa biçime bakar, belki imrenir, sonra "Bırak benim yolum doğrudur" der. Mühim olan gönüldür, kalptir, onun haz almasıdır; o da bir lütf-i ilahidir. O lütuf olmazsa insan, biçimlerle yaşayamaz. Katı olur, sert olur, kırıcı olur, nefsani olur. O varlığın, kalbin o hazzı, o lütfu tatması lazım. Allah tattırsın inşallah diyelim.
- K.S: "Hûş der dem" diye bir söz var. İki nefes arasındaki zamanın farkında olmak... Nefesi çok ayırt etmiyoruz. Astım hastası olursak fark ediyoruz ama hayat, nefes demek.
- S.Ö: Her nefes bir zikirdir, bir hû'dur. Biz her an zakiriz. Bütün dünya zakir de, farkında değil.
- K.S: İnsanın murakabeye, iç gözleme daha çok zaman ayırması lazım belki. "Kimse ölüme ve güneşe çıplak gözle bakamaz" der François de La Rochefoucauld. Ölüme bakmak istemedikleri için uyuşturuculara yöneliyor bazıları belki de. Çok iş, çok hız, çok seyahat... Kendini bu şekilde daha canlı hissedeceğini düşünüyor, halbuki uyuşuyor aslında, uyuşturuyor kendini. Gitmek, gezmek, fotoğraflar, yüklemek... Bakınız, fotoğraf çekiniz, otobüse bininiz. Seyyah değil, turist oluyorsunuz o zaman. Seyyah, turistin aksine yolun hikâyesine kendini katandır.

Dünyaya Geldim Gitmeye

DERVİŞLER ÇAY İÇİN 'KÜÇÜK İHVAN' DERLERMİŞ

- Kemal Sayar: Bizi biz kılan hususiyetleri daha titizlikle koruyabilmemiz lazım. Oysa globalleşme dedikleri dünyanın tek bir renge bulanması demek. Küreselleşmenin tariflerinden biri şu: Nereye giderseniz gidin hiçbir zaman bir yeri arkada bırakmış olmazsınız. Her yerde Amerikan markalarını görürsünüz. Her şey birbirinin aynıdır. Herhangi yeni bir şeyle karşılaşamazsınız. Küreselleşme gittiği her yere bu küresel markaları taşır. Hayat aynılaşır. Çay içerek eğlenen Türkler birden Brezilya kahvesiyle sohbet etmeye başlar.

- Sadettin Ökten: Çay bizim kültürümüzde tahmin ettiğimizden çok daha büyük öneme sahip. "Geldi hengâmi herem gayri günahtan geçelim/ Mey-i yakuta bedel çay içelim, çay içelim." Yani, "Yaşlılık zamanı geldi, günah işlemeyelim, ölüm yaklaştı artık mey'i yakuta bedel çay içelim" diyor. "Çay, kadehte dîde-efrûz olmalı/Lebrîz ü leb- reng ü lebsûz olmalı"; yani çaya baktığınız zaman gözünüz parlayacak, dudağı hafif yakacak, biraz acımtırak olacak ve bardakta dudak payı az olacak. Bu da bizim klasik çay tariflerinden birisi.
- K.S: Hatta çay için bazı dervişler "küçük ihvan" derlermiş.

Kemal Sayar

 

REKLAM ÖZELİNİZE BİR SALDIRIDIR

- K.S: İktisadî bir faaliyet için evden ayrılıp gittiğiniz zaman evin yolunu da, ruhun ihtiyaçlarını unutmaya başlıyorsunuz. Hekimler muayenehanelerinde uzun saatler çalışır ve artık bir süre sonra kendilerinden talepte bulunan herkese cevap verme ihtiyacı duyarlar ve işlerinin kölesi haline gelirler. Para bir banka hesabında birikir fakat onu sevdiklerinize harcayacak, hayırlı ve güzel bir şeye tebdil edecek zamanınız olmaz. Bir süre sonra araç amaç haline gelmiş olur. Bu çalışma disiplininde de belki hekimlerinki en masum olanlarından bir tanesi. CEO'lar var, şirket yöneticileri var. Oralardaki insanlarda bir süre sonra karakter erozyonu oluşmaya başlıyor. İş hayatının acımasızlığı insan ilişkilerine de sirayet ediyor. Ben bunu reklamcılarda sık sık müşahede ediyorum. Reklamcılarla oturup konuştuğumda onlar daha vahşi ve saldırgan bir dünyanın insanı gibiler. Kolay alay eder, basitleştirir, insanların ruhi, manevi arayışlarını küçümserler.

- S.Ö: Reklam sizin özelinize bir saldırıdır.
- K.S: İmgelemi, tahayyülü, masumiyeti lekelemeye yönelik bir saldırıdır. İş hayatının, hayatın bütününü inhisar etmesi, maalesef karakter erozyonunu beraberinde getiriyor. Erich Fromm'un "pazar kişiliği" tanımı bu duruma tekabül ediyor. Buna göre her şey pazarlanabilir, her şey cilalanıp satılabilir, kendi ruhumu bile satabilirim. - S.Ö: Bu zulüm abidesi Berlin Duvarı, filmlere konu oldu. Doğu'yu Batı'dan ayırdılar. 1990 senesinde bir vesileyle Amerika'dayız. Berlin Duvarı yıkılmış, o duvarın parçalarını Amerika'da 10 dolara torba içinde satıyorlardı. Ben anlayamadım ve o duvarın nasıl bir zulüm abidesi olduğunu bildiğim için parçalarını alıp bir hatıra olarak saklamayı dahi vicdani ve ahlaki bulmadım.