Kemal Sayar

Rollo May ile Konuşma Varoluşçu Psikoterapi Üzerine - Kemal Sayar

Akademik

Rollo May ile Konuşma Varoluşçu Psikoterapi Üzerine

Kirk J. Schneider ve John Galvin'den çeviren Edgü Kaçalin

Kaynak . Humanistic psychology 49(4): 2009 421-424
 
Bu makale Kirk Schneider ve John Galvin'in 1987 yazında Rollo May ile May'in Holdemess, New Hampshire'deki muayenehanesinde yapmış oldukları bir röportajın transkripsiyonudur. Freud, Jung, Fromm, Adler, Sullivan, ve Rank'tan ve aynı zamanda mitoloji, felsefe ve edebiyattan da faydalanarak May, varoluşçu terapinin güçlü bir açıklamasını yapıyor.
 

Varoluşçu Psikoterapi

 
Schneider: Bilinçdışını varoluşçu bakış açısından biraz anlatabilir misiniz?
 
May: Bence, bilinçdışı bilincin öteki bir uzantısıdır. Bilinç, ancak bilinçdışının başladığı süreçte başlar. Bu, çocukluğun 1 ve 2 yaş döneminde, utangaçlığın başladığı zamanlardadır. Aynı zamanda yalan söylebilme yetisinin başladığı dönemlerdir. Sartre'ın da dediği gibi "yalan; üstün, olağanın ötesinde, deneyüstü bir davranış"tır. Bilinçdışı, kuşkusuz rüyalarımızda, bence çoğunlukla mitlerde de varolan, hayalimizde alakadar olduğumuz şeylerin başka bir uzantısıdır. Mit (rüya gibi), bilinçdışına has, onun ortaya çıkmasını sağlayan başka bir yoldur. Mit, hepimizin yaşamak zorunda olduğu bu anlamsız dünyayı anlamlandırmak için bir yoldur ve bu anlamlandırmada yenilikler ortaya çıkar: yeni düşünceler, yeni içgüdüler gibi. Bunlar bilinçaltının ya da bilinçdışının ifadeleridir diyebilirim.
 
Galvin: Görülen şu ki, birçok insan kendilerine çok fazla soru sorulmayan terapi yöntemlerini arıyorlar.
 
May: Evet, biliyorum. Bu tip insanlar benim genelde çalışmayı tercih etmediğim insanlar.
 
Galvin: Yani bizim hastalarımıza çok soru soruyor olmamız lazım.
 
May: Kesinlikle, onların yaşamları söz konusu. Freud hastaları soru sorulması gereken ihtiyaç sahipleri olarak görüyor. Jung da kesinlikle bu konuda aynı fikirde. Kişinin hayatı söz konusu. Bu terapi yöntemiyle (soru sorarak) kişinin ufkunu genişletebilir misin? Evet, bu yöntem problem çözümünden ziyade problemlere yaklaşım açısından kişinin ufkunu genişleterek tekrardan dünyaya dönmesine yardımcı olur. Bu yeni yaklaşım yolu hem hastanın bakış açısını genişletir hem de kişinin hayatına yeni duyarlılıklar ve yeni bir anlam katar. Bu, hayatı onun için çok daha ilginç kılar. Bundan dolayı, benim düşünceme göre, terapi yöntemi yaklaşık olarak böyle bir şey olmalı.
 
Schneider: Yani terapi bir eğitimdir diyebilir miyiz?
 
May: Evet, eğitim bunun için iyi bir tanımlama. Ama bu aslında yeniden eğitim yani sıfırdan bir eğitim değil. Eğitim burda, doğal olarak, zaten olması gereken şeyi oluşturuyor. Artık devir terapi devri, çünkü toplum inhilal ediyor. Bir geçiş dönemindeyiz. 19, 18 ve 17. yüzyıllarda işe yarayan şeyler bu dönemde işe yaramıyor. Ve böyle bir sistem meydana geliyor, Rönesansta da böyle olmuştu. Yunan (Grek) medeniyetinin yıkılması döneminde , milattan önce 1 ve 2. Yüzyıllarda terapi ve terapist patlaması olmuştu. Bu dönemde oralarda birçok insan kendini terapist olarak tanımlıyordu. Artık filozof yoktu. E. R Dodds'un ifade ettiği gibi Filozofların konferans salonları poliklinik gibi işliyordu. Bu filozoflar, endişeyi (anksiyete) ele alıyorlardı, yani onun üzerinden insanlara terapi uyguluyorlardı. Geceleri avuç için terlediğinde nasıl uyursun? gibi soruları yanıtlıyorlardı. Filozoflar, aldatıcı şeylerle uğraşıyorlardı. Yunan medeniyetinin çökmesi ve Orta Çağın bitişiyle büyücülük, sihirbazlık ve yalan psikolojik tedaviler çok net bir şekilde gösteriyor ki bu endişeli, hastalıklı insanlar kendilerini bulmak için arayış içindeler. Halbuki bunlar çoğunlukla aldatmaca. Biz şu anda bu çağda varoluşçu terapi yöntemini sürdürüp sürdüremeyeceğimizi bilmiyoruz, kimse bilemez. Ama varoluşçu terapi böyle bir şey, sorular üzerinden gidiyor.
 
Schneider: Yani sizin dediğinize göre varoluşçu terapinin esas amacı insanların kendi halet-i ruhiye ve özleriyle irtibat halinde olmaları için yardımcı olmaktır
 
May: Doğuştan gelen kabiliyet ya da kapasiteleriyle diyebiliriz.
 
Schneider: Doğuştan gelen kabiliyet? İnsanın kendinde var olan, doğal kapasitesiyle irtibat kurmasının nasıl bir şey olduğunun bize bir portresini çizebilir misiniz acaba?
 
May: Biz üçümüzü örnek verebilirim. Schneider: Evet söyleyebilirdiniz ama yalan söylemiş olurdunuz.
 
May: Ama tabii öyle bir şey demem. Benim söylemek istediğim yeni yetenekler, yeni duyarlılıklar keşfetmek. Mesela; sevebilme yetisi, sevebilme yetisini genişletmek gibi… Bugünlerde terapistlerin en çok yönlendirdiği yollardan biri olan erkek arkadaşınızın dikkatini daha çok çekmek için aldatıcı şeylerle uğraşma planları, düşünceleri tarzında bir şey değil tabi ki bahsettiğim. Ben kendi hassasiyetlerimi nasıl genişletebilirim, sevebilme yetisi, hissedebilme ve hatta düşünebilme yetisini nasıl genişletebilirim diye düşünmek. Eğer onu doğru yaparsanız ya da kendinizi onu yapmaya konumlandırırsanız düşünmek çok eğlenceli bir şeydir. Bunların hepsi terapiyle alakalı şeyler. Bir insanın erkek arkadaşıyla geçinebiliyor olması terapiyle alakalı bir şey değildir; çünkü bu genelde bir hilenin, aldatmacanın muhalif tarafıdır. Bunun daha fazla işe yaramadığını öğrenirse kişi, bunu yanlış bir şekilde düzeltmeye çalışabilir. Bu hasta için ya da Roger'ın dediği gibi müşteri için kötü eğitimin kendisidir.
 
Galvin: Varoluşçu terapi sürecinde amaçlardan biri hayatla alakalı temel soruları kişinin kendisine sormasına yardımcı olmaktır.
 
May: Evet. "Terapistin cehenneme yolculuğu" adlı makaleyi yazmamın sebebi de bu. (İnsancıl Psikoloji Perspektifi için Birlik, Şubat, 1986, sf. 6). Muhtemelen bunu görmüş ya da okumuşsunuzdur. Makale, Dante ve onun cehenneme gidişi hakkındaydı. Dante cehenneme gitmek zorundaydı ve oraya gitmekten korkuyordu, Virgil de ona rehberlik etmeye gelmişti. Virgil, cehenneme gidecek olan bu insanın, orda olma sebebini göstermek için onun yanında bulunuyordu. Şimdi, her terapist cehenneme gitmek durumundadır, hastasının cehennemine, hayatın cehennemine. (Mesela alkolikler için hayat cehennemdir). Bu cehennem yolunda anlamadığınız, anlamlandıramadığınız ama rüyalarda ya da mitlerde yer alan birçok şeyle karşılaşırsınız. Zamanımızda birçok psikoterapide mitlere değinilmez, onlardan bahsedilmez. Mitlerden sonra rüyalar geliyor. Yakında, vanaları çeviren, kollarını başka insanlara doğru hareket ettiren insanlar topluluğu haline geleceğiz. Bu ifadeyle şöyle bir şey ileri sürülüyor. Alanson White'tan alıntılayarak şunları söyleyebilirim, eğer biz bu tip terapistlersek, modern dünyanın düşmanları size yardımcı olabilmek için yaptıkları şeyleri sessizce yapmaya devam edeceklerdir,
 
Galvin: Sizin yazılarınızdaki düşüncelerinizden biri, benim sık sık hatırladığım bir şey; 'endişe, insanı terapiye getiren ve aynı zamanda insanı cidden terapiye girmekten uzak tutan bir şeydir'.
 
May: Harika!
 
Galvin: Bu çok çelişkili bir şey..
 
May: Hayır; ama bu harika bence.
 
Galvin: Benim anladığım kadarıyla modern toplumumuzda kendimizi daimi olarak endişeye karşı buluyoruz; çünkü endişeyi başarılı bir yöntemle kullanmayı biraz meşakkatli buluyoruz.
 
May: Endişeyle yüzleşmek için bu sır, aslında. Kierkegaard'ın dediği ibi "Endişe en iyi öğretmenimiz, eğer hiç endişen yoksa sen kötü bir haldesin." Bence endişe bizim terapimizin dışına çıkarılmamalı. Birçok terapist hastanın endişesini azaltmaya çalışıyor. Ama ben asla öyle yapmıyorum tabi ki eğer endişe ciddi boyutta değilse, düşünmesini ya da konuşmasını engellemiyorsa, öyle ise, ben de endişeyi azaltmaya çalışıyorum. Normal bir terapinin hastanın öğrenmesi konusunda gerçekten önemli bir yeri var; çünkü hastanın değişim için
Görüntüleme Sayısı : 3808
Kemal Sayar Kemal Sayar Valid CSS!
Copyright © 2013-2017 Kemal Sayar Tüm hakları saklıdır. © Web Tasarım