Kemal Sayar

Farkındalık Nedir ve Neden Önemlidir?

Bilimsel Yayın

Farkındalık ve Psikoterapi

Düzenleyenler: Christopher K. Germer Ronald D. Siegel Paul R. Fulton Çeviren: Melike Sabak

Psikoterapistler duygusal acıyı azaltma işindedir. Acı çekme ise sayısız biçimde gelir; stres, endişe, depresyon, davranışsal problemler, kişilerarası çatışma, kafa karışıklığı… Bazı acılarımız varoluşsaldır; hastalık, yaşlılık ve ölüm gibi… Bazı acılarımız ise daha kişiseldir. Bireysel olarak yaşadığımız zorluklar geçmiş durumlardan, bugünün şartlarından, genetik eğilimlerden ya da birbirini etkileyen bazı başka faktörlerden dolayı oluşabilir. Farkındalık, hayatın zorluklarını özellikle de kendimizi maruz bıraktığımız acıları azaltmak için çok eski zamanlardan beri kullanılmakta. Biz psikoterapiyi geliştirmek için farkındalığın potansiyelini açıklayacağız.

İnsanlar terapiye girerken bir konuda eminler, daha iyi hissetmek istiyorlar! Genelde kafalarında bunu gerçekleştirmek için birkaç fikir bulunuyor ama terapi mutlaka beklendiği gibi ilerlemeyebiliyor.

Mesela panik bozukluğu olan genç bir kadını –adı Lynn olsun- ele alalım. Lynn duygusal kargaşasından kaçmayı umarak bir terapisti arar. Kaygısından kurtularak özgürlük arıyor olabilir ama terapi ilerledikçe Lynn aslında kaygısındaki özgürlüğü keşfeder. Peki bu nasıl olur? Terapide sağlanan güçlü bir bağ ile Lynn cesaret ve güvenle paniğini daha yakından araştırmaya başlar. Kendini gözlemlemek vasıtasıyla, endişesinin vücudunda oluşturduğu duygulanımı ve onunla ilişkilendirdiği düşüncelerinin farkına varır. Kendisiyle süreç boyunca konuşarak paniğiyle nasıl baş edeceğini öğrenir. Lynn hazır hissettiğinde panik atağını tetikleyen kaygısının hissini doğrudan tecrübe eder.

Merhametli bir tuzak, bir değişim meydana getirmiştir.

Daha ilişkisel ya da psikodinamik modelde çalışan terapistler benzer bir süreç gözlemleyebilir. Danışan ve terapist arasındaki ilişki derinleştikçe, görüşmeler daha spontane, otantik olur ve danışan onu gerçekten üzen şeyi daha açık ve ilgili olarak keşfetmek adına özgürlük elde eder.

 

Farkındalık: Acı çekmeye karşı özel bir ilişki

Başarılı bir terapi danışanın özellikle acı çektiği durumla ilgili ilişkisini değiştirecektir. Tabii ki hayatımızdaki sorunların bizi üzmesine izin vermezsek, acımız da azalır. Ama hoş olmayan tecrübelerden rahatsız olmamayı nasıl sağlayabiliriz?

Farkındalık, o anda olanlara karşı daha az tepkili olmamızı sağlayacak bir beceridir. Bunu da, ister olumlu ister olumsuz olsun her türlü tecrübelerle ilişkimizi düzenleyip, acı çekmeyi azaltırken, iyi olmamızı sağlayarak yapar.

Farkında olmak; uyanıp, anda olanı tanımakla ilgili, ki bunu gerçekten nadiren yaparız. Genelde dikkat dağıtıcı düşünceler ya da o anda olanla ilgili fikirlere kapılıyoruz. Bu ise farkındalığın tam tersi. Böyle durumlarla aşağıdaki örneklerde karşılaşabiliyoruz;

• Dikkatimizi vermeden bir faaliyetten diğerine koşturmak.

• Duyduğumuz anda birinin ismini unutmak.

• Kendimizi geçmiş ya da gelecekle fazla meşgulken bulmak.

• Yediğinin farkına varmadan atıştırmak.

• Dalgınlık, dikkatsizlik ya da başka bir şey düşünmekten dolayı birşeyleri düşürmek ya da dökmek.

Farkındalık ise bunun tam tersine o sırada ne yapıyorsak dikkatimizi ona yöneltir. Farkında olduğumuz zaman dikkatimizi gelecek ve geçmişle harcamayız ve o sırada olan şeyi yargılamayız ya da inkar etmeyiz. Sadece anda bulunuruz. Bu türden bir dikkat enerji, anlayış ve doğal bir neşe üretir. Ve bu kabiliyet herhangi biri tarafından da geliştirilebilir.

Psikoterapideki birçok insan kendini geçmişte olanlar ya da gelecekte olabileceklerle meşgul tutar. Örneğin, mutsuz hisseden insanlar genelde geçmişle ilgili olarak kendilerini pişman, üzgün ya da suçlu hissederler ve kaygılı insanlar ise gelecekten korkar. Görünen o ki çekilen acı biz yaşadığımız andan zihnen uzaklaştıkça artmakta. Dikkatimiz zihinsel aktivite tarafından harcandıkça ve biz gündüz düşlerine daldıkça gündelik hayatımız çekilmez olabilir. Farkındalık bize içinde bulunduğumuz durumdan çıkarak onları olduğu gibi görmemize yardımcı olabilir.

Farkındalığın Tanımları

Farkındalığın İngilizce karşılığı olan mindfulness Budist psikolojinin 2,500 sene Pali dilindeki Sati kelimesinin karşılığıdır. Sati ayrımsama, dikkat etme ve hatırlamaya karşılık geliyor.

Peki, ayrımsamak (awareness) nedir?

Ayrımsama ve dikkat, bilinç başlığı altında tanımlanabilir. Ayrımsama, bilincin arka planında yer alan bir radar gibi devamlı iç ve dış çevreyi denetler. Farkındalık ayrıca hatırlamayı da içerir. Anılarla vakit harcamak olarak değil ama, gayretli ve anlayışlı bir tutumla dikkatimizi ve bilincimizi o anki tecrübeye yöneltmek için kullanmayı, hatırlamayı içerir.

Tedavisel Farkındalık

Farkındalık kelimesi teorik bir yapıyı (farkındalık), farkındalığı geliştiren bir deneyim (meditasyon gibi) ya da psikolojik bir süreci (bilinç sahibi ve dikkatli olmak) ifade etmek için kullanılabilir. Farkındalığın basit bir tanımı ‘anbean ayrımsama’ iken, literatürde geçen tanımlamalardan bazıları şunlardır; ‘’bilinci şu anın gerçekliğine karşı ayakta tutmak’’ (Hank, 1970, sf 11), ‘’dışımızda ve içimizde olanlara dair algımızda peşpeşe oluşan anlarda berrak ve azimli bir bilinçlilik haki’’ (Nyanaponika, Thera, 1972, sf. 5), ‘’dikkat ile ilişkili kontrol’’ (Tesdala, Segal & Williams, 1995), ‘’bütün dikkati anbean olan tecrübeye yöneltebilmek’’ (Marlott & Kristeller, 1999, sf. 68); ve daha Batı psikolojisine yakın bir perspektiften bakarsak, ‘’yeni kategorilerin yaratımına, yeni bilgiye açıklığa ve birden daha fazla perspektife ait bir bilinçlilik sahibi olmak adına verilen bir enerji harcama mı? En nihayetinde farkındalık kelimelerle kavranamaz çünkü o sözsüz ve kavranması güç bir tecrübedir.’’ (Gunaratana, 2002).

Farkındalık iyileştirici yani terapik bir amaca yöneltildiğinde tanımına ‘yargıda bulunmamak’ da giriyor. ‘’Amaçlı bir dikkatle farkındalık oluştuğunda, o anda yargıda bulunmaktan kaçınarak, tecrübeyi anbean göz önüne sermek.’’ (Kabat-Zinn, 2003, sf. 145)

Farkındalık ve Kabullenme

Kabullenmek, yargıda bulunmaktan kaçındıktan sonra gelir. Ona bir çeşit merhamet ve samimiyet katar. Terapistler güçlü duygularla –utanç, korku, kızgınlık ya da yas- çalıştığında açık, şefkatli, kabullenici bir tutum sergilemelidir. Empati ve olumlu bir tutum başarılı bir terapinin kabullenmeyle üst üste gelen önemli taraflarıdır. Ya terapist ya da danışan acı dolu tecrübeden kaygı ve ani bir tepkiyle uzaklaşır. Farkındalık perspektifinden bakıldığında şeyleri oldukları gibi, oldukları anda, onların bilincinde olarak, mutlu edenleri olduğu kadar acı verici tecrübeleri de oldukları gibi kabullenişten söz ederken isteklilik de göz ardı edilmemelidir.

Kabul etmek ise asla uyumsuz davranışı onaylamak değildir. Aksine, kabul etmek davranışın değişmesinden önce gelir.

Farkındalık için Uygulamanın Seviyeleri

Farkındalığın bilinmesi için tecrübe edilmesi gerekir. Farkındalık dolu dakikalar, en stres altında olduğumuz ya da dikkatimiz dağıtan etkenlerle dolu günlük hayatımızda mümkün. Uzun ve bilinçli nefeslerimiz sayesinde aktivitelerimizden anlık ilişkimizi kesebiliriz.

Dikkatimizi topladıktan sonra, kendimize soracağımız soru şunlar, ‘’Şu an hissettiğim ne? Şu an ne yapıyorum?’’. Psikoterapide yer alan farkındalık da bu şekilde oluşturulur. Gündelik hayatta farkındalığı kendi kendimize tecrübe edebilmemizi sağlayan basit alıştırmalardan biri şu şekilde:

Vücudun her hangi bir yerinde kaşınma hissi oluştuğunda, aklınızı o kısımda bulundurup cevap vermeyerek kaşıntının şiddetini arttırın bir yandan ise kendinize ussal hatırlatma yapın, o kısım kaşınıyor ve siz ona cevap vermeyerek arttırıyorsunuz… Kaşıntı devam etmeli ve çok güçlü olduğunda, siz kaşınan yeri ovuşturmak istediğinizde farkına varın ki bu isteği siz oluşturdunuz. Yavaşça elinizi kaldırın – ve anında farkında varın ki kaldırma faaliyeti içerisindesiniz. Kaşıdığınızda ise dokunma ve hissetmenin farkına varın. Sonra eli yavaşça çekin, çekme faaliyetiyle ilgili eşzamanlı ussal hatırlatmanızı yaparak ve el önceki yerine döndüğünde de bacağınıza dokunur vaziyette, dokunmak... 

Farkındalığın asıl yaşandığı an uygulamaya hem yeni başlayan hem de meditasyonda tecrübeli olan için aynıdır. Çoktandır meditasyon çalışması yapan kişi için daha devamlı olarak var olur, o kadar. Bilinçli ve dikkatli anlar şu şekildedir:

Kavramsal değildirler.Farkındalık düşüncesel sürecimizin içine çekilmeden oluşturduğumuz bilinçlilik halidir. An merkezlidir. Tecrübemiz hakkındaki düşünceler şu andan uzaklaştırılmıştır.

Eleştirel değildir.Tecrübemizin olduğundan farklı meydana gelmesini dilediğimizde, farkındalık özgürce oluşamaz.

Maksatlıdır. Farkındalık her zaman dikkati bir yere yöneltmek amacını içerir.

Katılımcı gözlemdir.Farkındalık, tanıklıktan ayrı değildir. Zihin ve vücudu daha derinlemesine tecrübe etmektir.

Sözsüzdür.Farkındalık tecrübesi kelimelerle zapt edilemez. Çünkü kelimeler akılda oluşmadan önce oluşur.

Keşifçidir. Dikkatli bir bilinç her zaman için algının daha üstü kapalı seviyelerini inceler.

Özgürleştiricidir. Dikkatli bir bilincin her anı durumlara bağlı acı çekmeden kurtulmak için özgürlük sağlayabilir.

Gündelik farkındalık bize psikolojik işleyiimize dair bir iç görü ve yeni durumlara ustalıkla cevap verme yeteneği kazandırır.

 

Farkındalık ve Psikoterapistler

Klinisyenler kendilerini, psikoterapinin bilimsel, teori ve kişisel gibi bir çok yönünden farkındalık konusuna yakın hissetmişlerdir.

Budist psikoloji ve onun temel öğretisi olan farkındalığın Batı’da giderek daha cazip hale gelmesi tahmin edilirse bu gelişmeler hiç de şaşırtıcı değil.

Psikanaliz alanı uzun bir süredir Budist psikoloji ile flört halinde. Freud 1930’da arkadaşına yazdığı bir mektupta Doğu felsefesinin ona çok ‘yabancı’ olduğunu ve belki de ‘onun doğasının sınırları dışında’ bulunduğunu kabul eder. Ama bu yine de onu ‘’Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları’’nda (1930/1961b), meditasyon sırasında hissedilen sonsuzluk duygusuyla ilgili olarak en nihayetinde gerileyici bir tecrübe olarak yazmak konusunda durdurmamıştır.

Öbür psikodinamik kuramcılar (bilhassa Tibet Ölüm Kitabı (TibetanBook of Dead) hakkında 1939’da bir açımlama yazan ve hayatı boyunca doğu felsefesine ilgi duyan Carl G. Jung) konuya daha övgü dolu yaklaşmışlardır.

Daha sonrasında Erich Fromm ve Karen Horney, Zen bilgini D. T. Suzuki ile diyalog kurdular (Fromm, Suzuki & DeMartino, 1960; Horney, 1945). Aydınlanma fikirlerinin Beatles’ı takip ettiği dönem olan 60 ve 70lerde, daha önceden Harvard’da psikolog olan Ram Dass’ın kitabı ‘Şimdi Burada Ol’ (Be Here Now, 1971) bir milyonun üzerinde sattı. Kitap, Hindu ve Budist fikirlerin karışımından meydana geliyordu.

Yoga, ki aslında farkındalığın eylemle buluşmuş hali de diyebiliriz, Batı’da oldukça yolculuk etti.

Meditasyon üzerine yapılan bilimsel çalışmalar geliştirildi. Kalp hastalıklarını iyileştirmek amacıyla meditasyondan faydalanan Kardiyolog Herbert Benson (1995) da bunlara dahildir.

Farkındalığa karşı oluşan güncel ilgi nereye gidiyor? Psikoterapinin daha birleşmiş bir modelinin doğumuna tanıklık ediyor olabiliriz.

Ruhanilik

Ruhanilik sık sık hayatımızın dokunulamaz ama anlamlı yönüne işaret eder. Elle tutulamaz olanlar; aşk, hakikat, huzur gibi değerler Tanrı, hayat gücü, kişilerarası ilişkiler ya da bir aşkınlık hissi olabilir.

Aradığımızın gündelik hayatımızın asıl tecrübesi dahilinde, hemen burnumuzun dibinde olanlar olduğunu söylemesi yönüyle Budizm, ruhaniliğin özünde var olan bir yaklaşım. Acıdan özgürleşmek her hangi ussal bir olay farkındalığımızı engellemediği zaman olur.

Genelde ‘aydınlanmak’ olarak tanınan, acı çekmekten tamamen özgürleşmek akıl sağlığının Budist psikolojideki tanımı. Bu perspektiften, aslında hepimiz akıl hastasıyız!

Sorunlu bir aklın biyolojik, psikolojik ve sosyal köklerini anlamak adına Batı psikolojisi olağanüstü aşama kaydetti. Ama iyi oluş, gönül ferahlığı, aşk, cesaret, sevgi, ruhaniyet, bilgelik, naziklik, fedakarlık ve tolerans gibi olumlu tecrübeleri oldukça ihmal etti. Budist psikoloji için mutluluk ve farkındalığın temelinde yer aldığı kapsamlı bir program diyebiliriz.

Bağlamsallık

Bağlamsal bir dünya görüşü ilk defa Stephan Pepper (1942) tarafından dile getirildi. Dünya görüşleri gerçekliğin doğasını (ontoloji) açıklar, gerçekliği nasıl bildiğimizi (epistemoloji) tarif eder, nedenselliği izah eder ve bir kişilik kavramını kapsar. Bağlamsal dünya görüşü aşağıdaki tahminleri yapar.

Gerçekliğin doğası. Hareket ve değişim hayatın temel şartlarıdır. Dünya hareketlerden oluşan birbirine bağlı bir ağ gibidir.

Gerçeklik hakkındaki fikri nasıl edinebiliriz? Bütün gerçeklik her bir birey tarafından tikel bir bağlam içinde yaratılmasıyla oluşturulur, aslında bilebileceğimiz mutlak bir gerçeklik yoktur.

Nedensellik. Değişim kesintisizdir ve olayların çok sayıda belirleyicileri vardır. Aşikar gözüken sebep kendi bağlamına göre gelişir. Bir olayın en kesin gözüken nedensel açıklaması zamanda belirli bir noktadaki sebepler evreninden sadece bir tanesidir.

 

 


 


 


 


 


 


 


 


 

Görüntüleme Sayısı : 30602
Kemal Sayar Kemal Sayar Valid CSS!
Copyright © 2013-2017 Kemal Sayar Tüm hakları saklıdır. © Web Tasarım