Kemal Sayar

Duygusal Zeka Nedir, Ne Değildir - Kemal Sayar

Akademik

Duygusal Zeka Nedir, Ne Değildir

90lı yıllarda duygusal zekanın (EQ) IQ' dan daha önemli olduğu yolundaki iddialar destek kazanmıştır. Mayer ve Salovey (1990) duygusal bilgi işleyişinin, geleneksel zeka testlerindeki sözel, matematiksel ve görsel-uzaysal problemleri çözmek için kullanılan yeteneklerden farklı yetenekler gerektirdiğini yaptıkları deneyler ile kanıtlamışlardır. Bu sonuçlar 1983 yılında Gardner'ın kitabında da bahsettiği gibi, insanın IQ dışında farklı zekalara sahip olduğu ve insanın kendi içindeki ve başkaları ile arasındaki ilişkileri anlama ve düzenleme yeteneğinin en az IQ kadar önemli olduğuna dair düşüncesini destekleyecek biçimdeydi. Hatta bunun üzerine araştırma yapan bilimadamları, işte başarıyı yakalama ve istenilen hayat hedeflerine ulaşabilme başarısının IQ değil, EQ ile bağlantılı olduğunu ve IQ nun genetik bağlılığından farklı olarak EQ nun daha çok çevresel faktörlere bağlı olarak belirlendiğini ve eğitimle gelişebileceğine dair sonuçlara ulaşmışlardır. Bu sonuçlar EQ üzerine yapılan araştırmaları daha da yoğunlaştırmıştır.
 
Duygusal zekaya iki farklı yaklaşım vardır; Biri EQ nun duyguları işleme yeteneği; ikincisi ise EQ nun kişilik mizacı olduğu yolundaki yaklaşımlardır.
 

Mayer, Salovey ve Caruso'nun yeteneksel yaklaşımı

 
Bu yaklaşıma göre EQ, kişinin kendi ve başkalarının duygularını işleyebilme yeteneğidir. Bu yetenek dört ana dalda ölçülebilir. Bunlardan birincisi duygusal algılamadır; mimikler, beden dili ve ses tonu ile de sergilenebilen duygusal mesajlara değişik bağlamlarda hazır olmak ve şifrelerini çözebilmektir. Duygusal algılaması yüksek olan insanlar çevreleri hakkında daha çok bilgi sahibi olabildiklerinden, adaptasyonları da kolay olur. Örneğin mimikleri kolay okuyabilen insanlar durumsal olası zıtlaşmaların üstesinden gelmek için daha iyi bir pozisyona sahip olurlar.
 
İkincisi, duygusal bütünleşme; yani düşünceyi kolaylaştıran duygu üretebilme ve duygulara ulaşabilme yeteneğidir. Duygular bilişsel sistemimize belirgin düşünceler olarak girebilirler; örneğin "Mutluyum" diyen bir insan "Bugün herşey benim istediğim gibi olacak" diye düşünebilir. Düşünce ve duygu bütünlüğü bu şekilde sağlanmış olur. Buna göre duygusal bütünleşme yeteneği yüksek insanlar duygusal mod değişimlerine göre dünyaya da daha fazla farklı açılardan bakabilirler. Mutluluk iyimser, üzüntü kötümser ve endişe ise korkulu bakış açıları yaratır. Bu geniş perspektif, durağan modlu insanlara göre daha fazla yaratıcılık demektir.
 
Mod değişimleri ise duygusal kontrol yeteneğimiz ile sınırlıdır; duyguları düzenleyebilme, duygusal deneyimlere açık olmayı seçme ve duyguları ifade etme biçimini kontrol etmektir. Günlük hayatta duygusal deneyimlere açık olmak hayatımızı zenginleştirir ve ilişkilerimizi derinleştirir. Öte yandan, istenmeyen durumlarda duygu deneyimini ve ifadesini kısıtlamak daha adaptif bir seçimdir. Duygusal kontrol, farklı durumlara göre doğru seçimi yapabilmektir. Duygusal anlayış bir başka önemli yetenektir. Duyguların birbirine nasıl bağlı olduğu, nasıl değiştiği ve bunun ilişkilere yansımasını kavrayabilmektir. Bu yaklaşıma göre 4 daldaki yetenekler rutin ve sürekli değildirler ve deneyimlere ve insanın çevresine göre değişebilir, gelişebilirler, kişilik mizaçları ile birebir bağlantıları yoktur.
 

Bar-On'un Kişilik Mizacı Yaklaşımı

 
Bu yaklaşımda duygusal ve sosyal zekaya 5 açıdan bakılmaktadır; kişinin kendi içinde (duygusal farkındalığının olması, agresifliğe gerek kalmadan duygu, düşünce ve inançlarını savunabilmesi, başkalarına duygusal açıdan bağlı olmaması ve kendi potansiyelinin ve hedeflerinin farkında olması ve bunları gerçekleştirmeye çalışması), ilişkilerinde (başkalarının duygularını anlama ve değer verme, sosyal sorumluluğunun olması, başkaları ile duygusal yakınlık ve psikolojik sadakat/yakınlık kurabilme), adaptasyonunda ( sosyal problemleri tanımlama ve efektif çözebilme, subjektif obje olarak objektif yaklaşımlar edinebilme, değişen durumlara göre duygu ve düşünce esnekliği sağlayabilme), stres yönetiminde (duyguları kontrol edebilme ve zor durumlarda duygusal ve düşüncesel gecikmeler yaratabilme ve direnç gösterebilme) ve genel duygusal modunda (mutluluğu yakalayabilme, pozitif duygular ifade etme ve hayattan tatminkar olma, olaylara iyimser bakabilme). Bütün bu özellikler geçerlilik ve güvenilirliği olan anketlerle ölçülebilmektedir.
 
Yapılan testlerde, EQ nun insandan insana, yaş ve cinsiyete göre değiştiği görülmüştür. Genelde 40-50li yaşlarda EQ en yüksek halindedir. Yüksek EQ ile zihinsel sağlık birbiri ile ilişkili çıkmış, EQ su yüksek olanların zihinsel sağlıklarının da daha iyi olduğu, düşük olanların ise zihinsel sağlıklarını korumakta zorlandıkları bulunmuştur.
 

Yetişkinlerde EQ yu Arttırmak

 
Bilişsel-Davranışçı terapistler okulda ve yerlerinde EQ yu artırmak için uygulanmak üzere çeşitli eğitim programları tavsiye etmektedirler. Terapilerde uygulanmış eğitimlerin sonuç verdiği gözlemlenmiştir.
 
Duygusal farkındalığı, dolayısıyla EQyu artırmak için kendini görüntüleme(izleme) metodu izlenebilir. Günlük tutarak, duygusal mod değişimine sebep olan aktivite ve inançlar her değişimde not edilir. Ayrıca 10 skalasında mod değişimine verilen puan da not edilir. Duygusal mod değişimleri hakkında farkındalık kazanılmaya çalışılır.
 
Sıkıntılı duyguları yönetebilmek için kendini düzenlemek(denetim altına almak), bilişsel-davranışçı terapilerde işe yaradığı görülen bir başka metodtur. Depresyon durumlarında sıkıntılı duygulardan uzak durmak gerekir. Bunun için ise (kendi görüntüleme ile keşfedilebilecek) sıkıntı yarattığı düşünülen kaynak eritilmedilir, eğer dışsal bir kaynak ise suçlayıcı olmayan bir tavır ile açıkça karşımızdaki insana şikayetimiz dile getirilmelidir. (örneğin; " Ben raporları zamanında bitirmeye çalışıyorsam ve senin bölümün gecikmişse, raporu yetiştirememekten endişe duyuyorum. İleride isterdim ki raporun kendi bölümünü anlaştığımız gibi bana zamanında teslim et" ) Eğer önlemek mümkün değilse, durumun sıkıntılı olmayan tarafına bakmak ve o tarafa odaklanmaya çalışılmalıdır. Bunun yanında, stresli duyguyu önlemeye yönelik girişimler, ister istemez duygusal modumuzu da pozitife doğru çekecektir.
 
Endişe durumlarında ise, bilişsel-davranışsal terapistlerin başvuracakları yol, kişinin endişe durumlarına alışmasını sağlamaya çalışmaktır. Endişe yaratan aktivitelerde aktif olarak bulunmak ve endişemiz geçene/azalana kadar o aktiviteden vazgeçmemek bir çözüm olabilir. Önemli olan, endişe artarken aktiviteyi bırakmamaktır. Başarı sağlanırsa bu kutlanmalıdır. Öfke durumlarda yine depresyonda olduğu gibi kendini-görüntüleme metodu ile öfkeyi tetikleyen kaynaklar belirlenebilir, bunlardan kaçınılması gerekir. Öfkeyi arttıran dış kaynak ise, daha stressiz davranışlarda bulunması rica edilebilir. Bu mümkün değilse, fiziksel ve psikolojik olarak durumdan uzak kalınmalı, efektif düşünce geliştirebilmek için fizyolojik canlılık durumu yeterince düşene kadar beklenmelidir, çünkü öfke, korku ve heyecan tabanlı fizyolojik canlılık durumlarında efektif düşünmemiz pek olası değildir.
 
İletişimi ve efektifliğini artırmak bir başka metodtur ve EQ geliştirmek için vazgeçilmezdir. Rutin olarak konuşma seansları düzenlenebilir ya da belli bir konu üzerine konuşma planına uygun konuşmaya çalışılarak, iletişim becerileri geliştirilebilir. İlişkimizde bir problem var ise rahatsız edilmeden bir kerede karşılıklı iki taraf da birbirini dinlemelidir. Konuşma süre ve sıraları adil dağıtılmalıdır. Karşıdaki konuşulurken sözü kesilmemeli, konuşma sırasında negatif akıl okuma veya kötümserlik gibi objektifliği zedeleyecek düşüncelerden zihnimiz arıtılmalıdır. Tamamen karşıdakinin söylediklerine odaklanılmalı, olay anlattığı şekilde algılanmaya çalışılmalıdır. Anlaşılmayan bölümlerde ayrıntılar sorulmalıdır. Empati yapabildikten sonra karşımızdaki de bizim bakış açımızı paylaşması için davet edilebilir. Sıra karşıdakindeyken kendi söyleyeceklerimiz de sıraya dizilmeli, söz hakkı bize geçtiğinde önemli noktalar net biçimde ortaya konulmalıdır. Karşımızdakinin anlattığından anladığımız kısa biçimde özetlenip, doğru anlayıp anlamadığımız sorulmalıdır. Karşılıklı yanlış anlamalar belirtilmelidir. "Ben"li cümleler anlatım sırasında duygu ve düşüncelerimizi karşıdaki ile paylaşmak için iyi bir yöntemdir. ("Dünkü karşılaşmamızda aramızda oluşan gerginlik beni şaşırttı." ) Konuşma sırasında saldırgan ve suçlayıcı cümlelere mümkün olduğunca başvurulmamalıdır. Kişilerarası problemler ancak empati yapılarak sakin ve barışçıl biçimde çözülebilir. Konuşmalar sonunda, düşüncelerde ortaklıklar ve farklılıklar saptanıp, ilişkiye yön verilir.
 
Problem-çözme en az diğer EQ yükseltici faktörler kadar önemlidir. Büyük problemler küçük çözülebilir problemler haline getirilip her biri için birlikte çözüm planı yapılır. Birçok alternatif arasından en uygun olan seçilir ve yürütmeye konur. Yürütme belirli zaman aralıkları ile kontrol edilmeli, planın efektifliği gözden geçirilmelidir. Başarıya ulaşana dek alternatif planlar denenmelidir ve problemin oluşmasına kendi katkımız gözardı edilmemelidir. Başarı durumlarında kutlama yapılması diğer problem çözme durumları için motivasyonu arttırır.
 

Bağlanma kuramı ve Duygusal Becerinin Gelişimi

 
Bowlby'nin Bağlanma kuramına göre 4 değişik bağlanma vardır ve duygusal beceri bağlanma tipine göre gelişimsel farklılıklar gösterir. Bowlby'e göre 6 ay-3 yaş arasında çocuk ebeveyn/bakıcısı ile bağlanma oluşturma girişimindedir. Sahip olduğu bağlanma zihninde ileride yaşayacağı ilişkiler için bilişsel bir taban oluşturur. O yüzdendir ki, bireyin geliştirmiş olduğu bağlılık, ileriki hayatındaki ilişkileri, ileriki aile yapısını, dolayısiyle EQ sunu yakından etkiler. Farklı bağlanma tiplerine göre gelişebilecek davranış biçimlerini farklı alanları da içermek üzere bir tabloda göstermek uygun olacaktır.

 

Güvenli Çocuk - Güvenli Bakıcı
Güvenli İlişki
  • Otonom çocuk
  • Otonom bakıcı
  • Cevaplayıcı evebeynlik
  • Uyumlu aile stili (adaptif ve esnek bağlar)
Endişeli-Kararsız Çocuk - Meşgul Bakıcı
Güvensiz İlişki
  • Öfkeli/Yapışkan çocuk (Ayrılık durumlarında bakıcıyla kontak ister fakat kontak olduğunda yine huzursuzdur, küserler)
  • Meşgul bakıcı
  • Süreksiz/Aralıklı cevaplayıcı evebeynlik
  • Yapışık aile stili (aile üyeleri ile çok yakınlar fakat bu onları tatmin etmez, bulanık sınırları vardır)
Kaçınıcı Çocuk - İlgisiz Bakıcı
Güvensiz İlişki
  • Kaçınıcı çocuk(Ayrılık durumunda bakıcıyı aramaz, küser)
  • Mesafeli bakıcı
  • Reddedici evebeynlik
  • Ayrık aile stili
Dağınık(Altüst) Çocuk - Korkak Bakıcı
Güvensiz İlişki
  • Yapışkan/Kaçınıcı çocuk (Endişe ve kaçınıcılık gösterir.)
  • Değişken mesafeli(çatışmalı) bakıcı (Genelde suistimalcilik, ihmalkarlık, erken yaşta ebeveyn yokluğu ve kaybı)
  • Suistimalci/İlgisiz ebeveynlik
  • Yönü şaşmış aile stili ( yapışkan ve küskün )
Görüldüğü gibi ancak güvenli bağlılıkta birey ebeveynlik ve aile hayatında kendi çocuğu için sağlıklı ortam yaratabiliyor.
 
Hayat deneyimlerinin de duygusal beceriye katkısı inkar edilemez. Fakat niçin zorluklarla karşılaşmış bazı çocuklar sıkıntılara karşı direnç gösterebilirken, diğer zorluklarla karşılaşmış çocuklar direnç geliştiremiyorlar? Bunun da sebebi yine zor zamanlarda çocuğa verilen sosyal destektir. Zor hayat deneyimleri çocuk kendi başa çıkma stratejilerini kullanırken ve kapasitesini zorlarken ancak ve ancak devamlı sosyal destek görürse(bağlanma figürlerinden, bakıcı üyelerden ve alışılmış yakın figürlerinden-arkadaş, gibi) bu deneyim ona direnç kazandırabiliyor.
 

Duygusal Zekanın Nörolojik Temeli

 
Bu yöndeki çalışmalar Antonio Damasio tarafından yapılmıştır. Beyni zarar görmüş hastalarla yapılan deneylerde sonuçlar göstermiştir ki, amigdala, ventromedial pre-frontal korteks, sağ somatosensor ve insular kortisler ve duyu organlarından gelen nöral projeksiyonlar kompleks sosyal yargıların karar aşamasında kritik rol oynuyorlar. Ventromedial pre-frontal korteksleri yaralı olan ve olmayan gruplar arasında çıkan sonuç farklılıklarına dayanarak; kompleks durumlarda efektif karar verme işlemi bilinçsiz olarak önceki deneyimlere dayalı duygusal yanıtlar tarafından yönlendiriliyor. Örneğin kumar masalarında yapılan deneyde A ve B masalarında oynamak C ve D masalarına göre çok daha risklidir, fakat deneklere masalar hakkında herhangi bir bilgi verilmemiştir. Beyin hasarı bulunmayan gruptaki denekler, masalar hakkında henüz bir çıkarım yapmamış olmamalarına rağmen, birkaç deneme sonucunda duygusal olarak para kazanınca mutluluk, kaybedince üzüntü duygu durumlarını tecrübelerine göre bilinçsizce C ve D masalarında A ve Bye göre daha çok oyun oynamışlardır. Beyin hasarı bulunan deneklerde ise böyle bir bilinçsiz sezgisel davranış gözlemlenmemiştir.
 
Farelerde yapılan başka bir deneyde ise amigdalanın prefrontal korteksten ayrı çalışabildiği kanıtlanmıştır. İşitsel korteksi yaralı bir farenin elektrik şokundan(Koşullanmamış uyarıcı)önce verilen ton sesini(koşullanmış uyarıcı) öğrendiği ve tonu algıladığında korkmaya başladığı görülmüştür. Yani gerçek hafıza için hippokampus hizmet verirken, duygusal önem taşıyan olayların hafızasında amigdala rol alır. Örnekle; Sınav salonunun yerini hatırlamamızı hippokampus sağlıyorken, sınav kaygısının nasıl birşey olduğunu amigdala sayesinde hatırlıyoruz.
 
Duygu hafızası gereksiz veya negatif yönde de çalışabilir. Genç bir baba, karısının çocuğunu emzirmesi sırasında duyduğu anne sütü kokusuna açıklanamaz derece ağır öfke tepkisi verdi. Kendisi hafızasında bunun sebebini bulacak kadar geriye gidememişti fakat daha sonradan öğrendi ki annesinin hastalığı nedeniyle anne sütünden erken kesilmek zorunda kalmış ve anne sütü gibi kokan biberonla beslenmeye uzun süre alışamamıştı. Karısı ile ilişkisini negatif yönde etkileyen bu olay, amigdalanın yıllar önce olmuş bu olayı hafızada tutmasından kaynaklanmış, anne sütü kokusu genç koca tarafından annesinin hastalığı nedeniyle gözden kaybolması ve biberona alışmakta yaşadığı zorluklarla eşleştirilmiş ve çağrışımsal olarak amigdala tarafından tekrar hatırlatılmıştı. Adaptif hiçbir tarafı olmayan bu tarz anılar, yeterli duygusal zekaya sahip olan insanlar tarafından amaçsız olarak algılanacağından, modifiye edilebilir ve değiştirilebilir, fakat henüz bu hipotez deneylerle test edilmemiştir.
 

EQ ile İlişkili Olgular

 
Akademik IQ zekasına karşılık, "pratik zeka" aile içi, işte ve boş zamanlarda günlük problemleri çözmekte çok işimize yarayan analitik ve hafıza becerilerini kullandığımız zekamızdır. Pratik zeka problemi tanıma, tanımlama, çözüm stratejileri formule etme, plan kontrolü yapma ve değerlendirme gibi aktiviteler dizisinde kullanılır. IQ yaş ile beraber azalırken, pratik zeka da EQ gibi orta ve geç yaşlarda yükselme gösterir. Çünkü anlaşılan bilgiyi, prosedürel bilgiyi(neyin nasıl yapıldığını bilmek) kullanır ve pratik deneyimi yaşla doğru orantılıdır.
 
"Otistik Spektrumdaki Bozukluklar" ile EQ arasında ilişki olması da beklenebilir çünkü bu haftaların empati yetenekleri, duygu bilgisi tanıma ve işleme ve başkalarının duygu durumlarını kavramak gibi yetileri yoktur. Otistik spektrumun iki ucundaki Asperger (sınırda veya üst) ve Otism (sınırın altında) IQ skorları açısından karakteristik farklılıklar gösterirler fakat EQ ları benzer olabilir. Malesef bu konu üzerine yeterince araştırma yoktur.
 
Aynı şekilde "deneyimlere açık olma" ile EQ arasında da ilişki olması beklenebilir. 5 Faktör Mizaç Modeline göre 5 ana karakterden biri olan deneyime açık olma, pozitif ilişkiler kurma ile direk ve yüksek EQ ile de dolaylı olarak bağlantılı olabilir.
 
Aleximithymia hastalığı, yani Yunancada "kelime bağlantılı duygu azlığı" olanların kelimelerle araları iyi olmadıklarından, semptom ve dertlerini doktorlara yeterince iyi anlatamadıkları gözlemlenmiştir. Ayrıca bu hastaların hayal ve fantezi kurma oranları da normale kıyasla oldukça düşük çıkmıştır. Bu hastalık, bekleneceği gibi EQ ve 5 Büyük Modelindeki "deneyimlere açık olma" mizacı ile ters orantılı korelasyon göstermiştir.
 
Görüldüğü gibi EQ nun ilişkili olabileceği daha bir çok konu mevcuttur. Yapılacak araştırmalar bize EQ nun farklı kullanım alanları ve nörobiyolojik sistemleri ile ilgili daha fazla bilgi sahibi de yapabilir. Kişilik mizaçlı genetik tabanlıyoksa çevresel determinantlıolduğu konusunda bile bilimadamları henüz fikirbirliğine varmış değildirler. IQ gibi akademik başarı ölçeğinin yanında sosyal alanlandaki becerileri ölçebilecek EQ psikoterapi eğitim imkanı insanların iyileşme ve gelişme sürecinde önemli rol oynayabilir.
Görüntüleme Sayısı : 6838
Kemal Sayar Kemal Sayar Valid CSS!
Copyright © 2013-2017 Kemal Sayar Tüm hakları saklıdır. © Web Tasarım