Kemal Sayar

Depresyona Giden Yol - Kemal Sayar

Seçtiklerim

Depresyona Giden Yol

Onaylanma ihtiyacı:

 
Depresyonda olduğunuz zaman, değişmez bir şekilde değersiz olduğunuza inanırsınız. Bu konuda yalnız değilsiniz. Ünlü kuramcı Dr. Aaron T. Beck tarafından yapılan bir araştırma açığa çıkarmıştır ki, depresif hastaların %80'inden fazlası kendilerinden hoşlanmamaktadırlar. Bundan da fazlası, Dr. Beck'in bulgularına göre, depresif hastalar değerli buldukları alanlarda kendilerini yetersiz olarak görmektedirler; zeka, başarı, popülerlik, dikkat çekebilme, sağlık, güç..gibi.
 
Eğer şu anda depresyondaysanız ya da hayatınızın bir döneminde depresyona girdiyseniz, hakkınızda kötü ya da olumsuz düşünmenize yol açan düşünce kalıplarını fark etmekte zorlanabilirsiniz. Gerçekte, kendinizi değersiz ya da yeteneksiz görmeye eğilimlisinizdir. Bunun dışında ya da karşısındaki öneriler size aptalca ya da dürüst değilmiş gibi görünür.
 
Maalesef, depresyondayken kendiniz hakkındaki olumsuz düşüncelerinizde yalnız olmayabilirsiniz. Pek çok vakada siz sizin kusurlu olduğunuz ve iyi olmadınız yönündeki yanlış inançlarınızda o kadar tutarlı ve ısrarcı bir tavır gösterirsiniz ki, bu durum arkadaşlarınızın, ailenizin ve hatta terapistinizin bu görüşleri kabul etmesine neden olursunuz. Klasik psikanalitik teorinin kurucusu olan Freud'un "yas ve Melankoli" kitabında bu görüşe ait örnekler vardır; bir hasta değersiz olduğunu, başarısız olduğunu vb. söylüyorsa, mutlaka ki doğru söylüyordur. Sonuç olarak, terapistin hastanın bu görüşlerine katılmaması imkansız gibi görülmektedir. Freud inanır ki, terapist hastanın yeteneksiz, bencil, zavallı, dürüst olmayan vb. biri olduğunu kabul etmelidir. Bu nitelikler, Freud'a göre insanın temel niteliklerini oluşturur ve hastalık süreci bu gerçeği daha görünür yapar. Aslında hasta bu gibi düşünceleri genişletmek için, umutsuzluğun ve kendinden nefret etmenin pek çok duygusal reaksiyonun yaşar. Önce ölmüş olmayı tercih edebileceğinizi söylerken daha sonra uyuşmuş ya da felç olmuş gibi hissetmeye başlarsınız ve normal yaşam akışına katılmaktan çekinirsiniz.
 
Bu sert düşünce tarzınızın olumsuz duygusal ve davranışsal sonuçları nedeniyle, yapmanız gereken birinci şey; değersiz olduğunuzu kendinize söyleyip durmayı durdurmaktır. Bununla birlikte, siz bu cümlelerin gerçek dışı ve yanlış olduğunu kabul edene kadar bunu yapmanız pek mümkün olmayabilir.
 
Aslına bakılırsa, depresyonda olduğumuz zamanki kişisel endişe ve çatışmaların pek çoğunun temelinde saygı duyulma, değer verilme, takdir edilme, tanınma,, istenme ve onaylanma arzuları yatar. Mükemmeliyetçilik, hayal kırıklığı, öfke, utanç gibi diğer alanları açıklamaya çalıştığımızda da eğer ön planda değilse, mutlaka arka planda "başkaları tarafından onaylanma ihtiyacı vardır.
 
Bazı insanlar depresyona daha yatkın olabilirler çünkü, onlar onaylanmaya aşırı derecede ihtiyaç duyarlar ve bu kimi zaman "onaylanma bağımlılığı" olarak adlandırılır. Kişi onaylanmanın her zaman iyi ve gerekli olduğuna inanırken, onaylanmama bir felakettir. Bazı insanlar sürekli başkalarını etkileme ihtiyacı duyar ve özel görünmek isterken, diğer taraftan eleştiriyle yıkılan bireyler vardır. Eğer onaylanmazlarsa, terk edildiklerini ve sevilmediklerini düşünürler. Aslından onayın kaybı, kimi zaman bizleri oldukça kötü etkileyebilir çünkü başkalarının hakkımızda söylediklerini bütünüyle doğru kabul ederiz. Eğer onlar bizim işe yaramaz, aptal ya da sevilmez olduğumuzu söylerlerse, biz bunlar sanki doğruymuş gibi hissederiz - yargıları aşırı ve bizim olumlu yanlarımızı reddedici nitelikte olsa bile - ya da aşırı genelleme yaparak, bir kişi hakkımızda kötü düşünüyorsa diğerlerinin de öyle düşüneceğini varsayarız.
 
Bazı insanlar için onaya duyulan aşırı ihtiyaç, şiddetli utanç ve yetersizlik duygularını örtmek, kapatmak ihtiyacından kaynaklanır. Eğer başkaları beni onaylıyorsa, ben o kadar da kötü olamam gibi bir inanç vardır.
 
Aslında onaylanma ihtiyacı insan doğasının büyük bir kısmında olan bir duygudur. Bizim yaptığımız davranışların pek çoğu onay kazanma çabasıyla ilişkilidir. Bir sınavı geçme, bir yarışmada derece kazanmaya çalışma gibi davranışların hemen hemen hepsi, başkalarının onayını kazanmak ve kendimizi değerli hissetmek için yapılır. Konumumuzun yükselmesi için, bizleri yeterli ve yeterli görmelerini isteriz. Bir gruba ait olmak, bir ilişkiyi sürdürmek, insanlar tarafından reddedilmekten kaçınmak ihtiyaçlarımız arasındadır.
 
Bu da demektir ki, tüm insanlarda temelde bir onaylanmama korkusu vardır; özellikle bu değerlendirme bizim değer verdiğimiz ve bir şekilde kendimizi bağımlı hissettiğimiz birinden geliyorsa... eğer kişiye değer vermiyorsak onaylamaması daha az sorun olur, ta ki, o kişinin üzerimizdeki gücü artana, mesela patronumuz olana kadar.
 
Maalesef, bizim onaylanma ihtiyacımız, biz onu aşırı derecelere ulaştırdığımızda bir tuzağa dönüşebilir. Bu hale geliş ise, değerlendirmelerin sadece reddedilme korkusu gibi durumlarla sınırlı kalmaması, bizim kendimize yönelik her türlü değerlendirmemizi belirleyen bir konuma gelmesiyle başlar. Başkalarının onayını ya da onaylamamasını bizim bütünlüğümüze yönelik yargılamalar olarak algılayabiliriz. Onaylanmamış olma duygusuyla baş etmek, temelde sevgi duygusuyla büyümüş biri için daha kolay aşılabilir bir durum iken, sevgi konusunda yetersizlik yaşamış biri için daha zordur ve onaylanmama ile baş edebilme ve aşırı derecede olan onaylanma ihtiyacını azaltmak için öğrenebileceğiniz pek çok yol vardır.
 
Genel olarak, başkalarının sizin hakkınızdaki yargılarına fazlasıyla inanç göstermemenizin doğru olacağını fark etmek faydalı olacaktır. Bu belirli eleştirilerin hiçbir zaman geçerli olmayacağı anlamına gelmez fakat "aptal", "güçsüz" gibi yapılan genel etiketlemelerin hakkınızda olduğunuzdan daha fazlasını söylediği de bir gerçektir.
 
Bu aşamada hatalı olarak işleyen üç zihinsel süreç vardır;
 
  1. Ya hep ya hiç düşüncesi
  2. Aşırı genelleme
  3. Kendini eleştirme - kendine saldırma
Onay kazanma sizin kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olan bir duygu olmakla beraber bunu kazanma yollarınız kimi zaman çok çeşitli problemlere neden olabilir. Örneğin, siz, başkaları sizi nasıl görmek istiyorsa öyle olmaya çalışıyor olabilirisiniz, kendi ihtiyaçlarınızı dile getiremeyebilirsiniz, öfkenizi saklarsınız, daha uyumlu hale gelirsiniz ve bu yüzden etrafınızdakilerin sizi takdir etmesini beklersiniz. Oysa bu hal giderek umutsuz bir hal alır ve siz sürekli onay kazanmak için çabalayan bir durumda kalırsınız.
 
Bunun yerine da yapmanız gereken kendi hayatınızın olumlu taraflarını hesaplamak olacaktır. Neler yapamadığınızdan çok neler yapabildiğinize odaklanın. Kendinize sürekli onay aramanın zararlı taraflarını ve kendini eleştirmeden onaylanmamış olmayı nasıl kabul edebileceğinizi öğrenmenin avantajlarını hatırlatın. Onay iyi hissettirir ancak kendinize güveninizi buna dayandıramazsınız. Kendinize bir arkadaşınıza davrandığınız gibi davranın ve başkasının hizmetçisi gibi olmak zorunda olmadığınızı hatırlayın.
 
Elbette ki, onaylanma, bir işe girmenize olanak sağladığında ya da bir ilişkiyi sürdürmenizde önemlidir. Ancak onay alamadığınızda kendinize sert eleştiri ve yargılamalar yapmaya başlamanız ciddi problemler ortaya çıkaracaktır.
 
Ayrıca başkalarının onayını kazanmak için aşırı çaba gösterip göstermediğiniz üzerine de düşünmeniz gerekir. Eğer böyleyse, bu durum kendi kimliğinize dair algınızın bozulması ya da kaybolmasıyla sonuçlanabilir, başkalarının onayına aşırı derecede bağımlı olmanın bir büyük zararı da, gerçekten istediğiniz şeyleri aslında yapamıyor olmanızdır.
 

Utanç ve suçluluk:

 
Utanç kompleks bir fenomendir, pek çok açı ve birleşeni içerir. En önemli birleşenleri ise şöyle tanımlanabilir;
 
  • İçsel olumsuz benlik düşünceleri: bunlar yetersizlik, değersizlik düşüncelerini ve duygularını içerir kişi kendini beceriksiz, kötü ve başarısız bir olarak niteleyebilir.
  • Sosyal ya da asışsal odaklı düşünceler: bunlar başkalarının bizi yetersiz ya da değersiz olarak gördüklerini varsayan inançları içerir.
  • Duygusal birleşen: anksiyete, öfke, kendinden iğrenme gibi çeşitli öğeler utancım duygusal birleşeni olarak kabul edilir.
  • Davranışsal birleşen: saklanma, maruz kalmaktan kaçınma uzaklaşma gibi eylemler.
  • Bedensel ya da fizyolojik birleşen: utanç duygusu streslidir ve bizim sinir sistemimizi aktive eder. Utanç bizim duygu durum belirleyicilerimiz üzerinde etki eder ve olumlu pozitif duygu durumun sürdürülmesine yardımcı olmaz.
Burada bir noktaya dikkat edilmesi gerekir, insanlar kendileri hakkında olumsuz düşüncelere sahip olabilirler, değersiz, yetersiz ve kötü oldukları gibi... bu utanç hissetmenin bir kısmıdır. Bununla birlikte, bizler başkalarının eleştirilerine ve küçük düşürmelerine zaman zaman maruz kalabilir ve bu başkaları tarafından utandırılmadır. Psikolog Kaufman göre, utancın bizde acıya sebep olabilecek en az üç boyutu olduğunu belirtir. Bunlar bedenden, yeterlilik ve becerilerden utanç duyma ve ilişkilerde utanç duyma olarak belirlenebilir. Bu listeye özellikle depresyonda belirgin bir özellik olan hissettiklerinden utanma eklenebilir.
 
Bedenden utanma: bazı kişiler utanç yüzünden doktora gidemezler. Hemoroid, bağırsak hastalıkları, üriner problemler, bulimiya gibi problemlerden dolayı doktora gidemezler. Utanç, belki de pek çok duygudan daha fazla, bizim dürüst /açık davranmamızı, yardım aramamızı engelleyen duygudur. Ayrıca görüntü bozukluğu bulunana özellikle insanlar onlara gülüyorlarsa daha fazla utanç yaşamaktadırlar.
 
Cinsel istismar yaşayan bireylerde akut bir şekilde bedenden utanma duygusu görülebilmektedir. Bedenlerinin kirli ve zarar görmüş olduğu duygusu yaşayabilirler. vakalarda, bu kişiler bedenlerinden nefret etmeye başlayabilirler. İstismar üzerine konuşmak ise bu durumun pekiştirilmesine neden olabilir.
 
Yeterlilik ve becerilerden utanç duyma: bu tip utanç fiziksel ya da zihinsel olarak gösterilen performansla ilişkilendirilir. Burada ana nokta, bir şeyler yapmaya girişme ve bunlarda başarısız olmadır. Bu bizim kendimizi kötü olarak değerlendirmemizi kolaylaştırır. Bir kural olarak, sadece utançla baş etmek, eğer başarısızlığımız yüzünden kendimize saldırmazsak daha kolaydır.
 
İlişkilerde utanç: utanç ilişkilerde yaşanan problemlerden bir tanesidir çünkü kişi çatışma ve eleştirilere kötü şekilde cevap verecektir. Utanca meyilli bireyler daha kolay öfkelenebilir bir yapıya sahiptir. Eleştiriden uzak durmak ve ilişkilerini kontrol etmek ister gibidirler. Bu yapıdaki insanlar, başkaların onları fark etmeye başladıklarında zayıf ya da yetersiz olarak etiketleyecekleri korkusunu yaşarlar.
 
Toplum içinde yaygın olan bir özellik ise, utancın ilişkilerde bağlılığa ait duyguların dile getirilmesi ile bağlantılıdır. Bu sadece erkekler için geçerli bir kural da değildir. Yine de bu tür davranışlar genelde "yumuşak (soft)" ve erkeksi olmayan şeklinde algılanmaktadır. Bu durum ise onların arkadaşlarına, ailelerine ve sevgililerine nasıl davranması gerektiğini bilememesine neden olmaktadır. Örneğin, çocukları sıklıkla fiziksel yakınlık isterler ve onlar yakınlık elde etmek için uğraşırken babaları tarafından uzaklaştırılmaları oldukça incitici bir durum olabilmektedir.
 
Hissettiklerinden Utanma: Bazen sonuçlarından korktuğumuz için duygularımızı saklama eğilimi gösteririz. Bu duygular endişe, depresyon, öfke gibi duygulardır. Çünkü bunlar bazı şeylerin yanlış gittiğinin göstergesi olarak algılanırlar. Aynı zamanda utanç, bizim zayıf veya hatalı yanlarımızın ortaya çıkışında hissettiğimiz bir duygudur. Bu nedenle insanlar olumsuz yanlarının ortaya çıkmasını istemedikleri gibi utanç duygularını da saklamaya çalışırlar. Derin utanç duyguları kolay unutulan deneyimler değildir. Bizim içimizdeki yerlerini her an ortaya çıkmaya hazır bir şekilde sürdürürler.
 

Utancın kökenleri:

 
Utanç hissetmemiz için yeterli kapasitemiz olduğundan bahsedilebilir. "Sonradan üzülüp dışlanmaktansa falanca işi yapmam" gibi değerlendirmeler yapabiliyoruz.
 
Çocuklukta bizi büyütenlerin nasıl davrandığı da önemlidir, en azından bunun üç temel sonucundan bahsedilebilir;
 
  • yeterli ve iyi bilinmek için aşırı çaba
  • daima uyumlu olma
  • direkt saldırılar ve küçümseme
(Bazı insanlar alkış ve beğeni toplayamadıkları zaman utanç hissederler.)
 
Toplumun çoğunluğuna uyma ihtiyacı duyuyoruz. Erkekler duygularını göstermeyip güçlü görünmeye, kadınlar sıcak, anaç, çekici ama cinselliğe meraklı ve hırslı olmayan bir tablo çizmek zorunda hissediyorlar kendilerini. Bir gruba ait olma merakımız var aynı zamanda. Birçok kişi için, sadece kabul edilmeyip, beğenilmemek değil, direkt sözlü ve fiziksel saldırılara maruz kalmak da büyük utanç kaynağıdır. Birçokları insanoğlunun bu özelliğini kullanır. Depresyona yakalandığımızda, negatif düşünmeye ve davranmaya daha meyilli oluruz. Çocuklar, gençler ve ilk yetişkinliğini yaşayanlar negatif düşünmeye ve eleştiriyi bireysel almaya daha meyillidir. Kendilerinin hemen sosyal ortama kaptırırlar ve kısır döngü oluşur. Onlar kapandıkça daha çok dışlanırlar. Eleştiriyi bireysel almamayı ve kendimizi etiketlememeyi öğrenmemiz gerekir.Utançla başa çıkmanın bir yolu utanca yol açan şeyi uzaklaştırmaktır. Ancak bu yöntem uzun vadede problem olabilir. Bir başka yol ise, iyi ve yeterli olduğumuzu ispat etmek için devamlı bir uğraş içinde olmaktır.
 
Tüm bunların dışında, duygularımızı, olanları, eksiklerimizi sürekli saklamak, baskı altında tutmak da bir yoldur. Gülmenin ardına da sığınılabiliyor. sıkıntıyı şakayla dışsallaştırmak ve kendimizi çok ciddiye almamak iyi ama gülmenin ardına sığınmak "hollow" oluyor. Ayrıca gizlemek uzun vadede asosyalliğe sebep olabilir. Utancı örtmek için karşı tarafı utandırmak suçu azaltmak için karşı tarafı suçlamak ise sadece bir kısır döngüye sebep olur. Bu noktada kullanılan en önemli savunma mekanizması yansıtmadır. Birinci türü, düşüncelerinin başkalarının da sahip olduğunu sanma şeklindedir. Siz kendinizi beceriksiz görüyorsanız, başkalarının da hakkınızda böyle düşündüğüne inanırsınız. İkinci türünde ise, kendinizdeki eksik tarafı kabul etmeyip karşı tarafta olduğunu iddia etmek. Genelde bunu kendilerinden aşağı konumda olanlara yaparlar. Irkçı ve cinsel ayırımcı şakalarla mesela...
 
Bu noktada aşağılama ve utanç arasında bir ayırım da yapmak gerekir. Aşağılamayı reddederiz, utançta ise, suçlandığımız noktayı kabul ederiz. Aşağılamayı öç alma isteği izler. Kimisi için bu ayıptır bu nedenle de bastırılır. Böylesi için birinci adım, sinirlendiğini kabul etmesidir. Bazıları fazlasıyla öç almayı aklına koyar. Böylesi de aşağılama ile başa çıkmayı öğrenmelidir. Hatta profesyonel yardım alması çok olumlu sonuçlar yaratabilir. Öç alma duygusu yenilmesi gereken bir olgudur çünkü insanı yalnızlığa iter. Hatalı olan tarafın cezasını çekmediğini bilmek de insanda yenilmişlik hissi yapar. Bu uyku bozukluğu ve depresyona varabilir. Genelde, bu konuya takılıp kalmaktan kurtulmamız gerektiğini bilir ama yapmayız. Bu nedenle profesyonel yardıma ihtiyaç duyulur. Suçluluk duygusunu bastırmayız, utançla arasındaki fark budur. Onun yerine bu duyguyu tamir etmeye uğraşırız. Ama suçumuzdan dolayı aşırı bir suçluluk duyup da kendimizi kötü ilan etmememiz gerekir. İnsanları üzme gücümüzü ve nedenlerini samimiyetle kabullendikçe, hatalarımızı düzeltmek de daha kolay olacaktır.
 
Utancın Tedavisi:
 
A) Bireysel Bilinç:
kendimize fazla odaklanıp, kontrol altına almaya çalışmak yanlıştır. İnsiyatif ele almamızı ve yaşadığımızı anın tadına varmamızı engeller. Bizi suçlayan içsese kulak aldırmadan her insanın hata yapabileceğini ve önemli olanın hata ile yüzleşmek olduğunu bilmeniz gerekir. Bu nedenle utancı yok saymak yerine onun nedenlerine inmek gerekir ve onunla yüzleşmek en doğrusudur. Çevrenizdekilere neler düşündüğünüzü anlatın. Ya hep ya hiç demeyin. Tamamını anlamasalar da yardımları olabilir.
 
Suçluluk duyarız çünkü karşı tarafı umursarız , tabii samimiysek umursarız. Samimi değilsek utanç kaynaklı bir umursama yaşarız. Yaşadığımız duygu genelde ikisinin karışımı olmaktadır. Bize ihtiyaç duyulduğunu bilmek doğamızda olan bir durumdur ancak abartılmaması gerekir. Çocukken anne-babası yardıma muhtaç olanlar erişkinken bu durumu abartıp "kurtarıcı" olmak isterler. Ama bu rolü oynayamadıklarında depresyona girerler. Çünkü suçluluk veya utanç duyarlar. Bu tipler depresyona meyillidir. Başkalarını düşünecek enerjimizin kalmadığını fark etmek kendimize verdiğimiz değeri azaltır. Anne-çocuk ilişkilerinde bu durum daha gözlemlenebilir bir hal alır. Diğerleri için bir şey yapamamak intihar düşüncelerini harekete geçirebilir. Çünkü yük olduklarını düşünürler ya da aslında iyi görünmek için iyilik yaptığını fark edenler de kendilerini samimiyetsiz ve değersiz bulabilirler. Bazen de hayatın bize çok yük getirdiğini düşünürüz. Kaçmak isteriz. Suçluluk duygusu yaratır bu da. Kaçmayıp daha çok yük alırsak daha çok sıkılıp kaçmak isteriz, kısır döngü. Bu durum gerçekleri görmemizi engeller. Tam olarak neyin yük olduğunu bulmak burada temel noktadır.
 
Güzellikleri hak etmediğimizi, suçlu olduğumuzu düşünmek de depresif bir duygu ya da sahip olduğu tüm güzelliklere rağmen mutlu olamayan ve bunun suçluğunu yaşayanlar da var. Kötü giden bir noktanın diğer tüm olumlu şeylerin değerini gözümüzde azaltması normaldir. Burada işleyen yine "ya hep ya hiç" mantığıdır ve bundan kurtulmak gerekir. Ya da bir şeyden daha fazla istediğinizde bunun açgözlülük olarak agılayıp suçluluk duymayın. Diğerlerinden daha iyi durumda olduğunuz için sevindiğinizde suçluluk hissetmeyin. Buna "kurtulanın duyduğu suçluluk" denir. Ya da başarımı ya da paramı kıskanırlar, yalnız kalırım duygusuyla kendinizi baltalamayın. "Aşırı sorumluluk duygusundan kaynaklanan suçluluk" var. İnsanların hayatlarıyla ilgili her şeyden siz sorumlu değilsiniz.
 
Psikotik depresyonda ise kişi çok büyük felaket durumlarında bile bir şekilde üstüne bir sorumluluk alır. Bunun kaynağı bilinçdışındaki agresif duygular olabilir. Ya da birini terk etmiş olmaktan kaynaklanan suçluluk duyguları olabilir. Örneğin: anne-babadan ayrılış. Öülm durumunda yaşanan suçluluk ise yas ile başa çıkmayı engeller. Ölene iyi davranmamış olma fikri kötüdür veya ölene çok bakılmışsa ve bu durumdan kişi sıkılmışsa "öldü de rahatladım" düşüncesi suçluluk verebilir.
 
Varoluşçu Suçluluk: Kendimize haksızlık ettiğimiz düşüncesi, Özellikle "sigara bana zarar verir" gibi düşünceler, beden bütünlüğe tehdit, varoluşa saldırı gibi öğeler, bu duyguyu uyandırır. Bir bakıma iyidir çünkü değişimi tetikler. Ama suçluluktan daha pozitif bir tetikleyici bulmak gerekir.
 
Karşı Tarafa Yüklenen Suçluluk: İstediğimizi kazanmak için karşı tarafın kendini suçlu hissetmesini sağlamak uzun vadede ilişkileri zedeler. Suçluluk tolere edilmesi gereken bir duygudur ancak kimileri bunu yapamadığı için bu duyguyu yok saymayı tercih ederler. Bazen de suçluluğumuzu kabul etmemek için sinirle üste çıkarız. Bu iletişim sağlamaz. Sakin bir anda suçluluk alanlarınız belirleyin. Objektif olun. Kendinize yüklenmeyin. Kendi kendinizi affetmeyi bilin. Kendinizi suçlu hissetmenize yol açan ve kendi eksiklerini yansıtan insanlardan uzak durun
Görüntüleme Sayısı : 15090
Kemal Sayar Kemal Sayar Valid CSS!
Copyright © 2013-2017 Kemal Sayar Tüm hakları saklıdır. © Web Tasarım