Kemal Sayar

Çağın hastalığı AFFLUENZA ya da PARAYLA SAADET OLMAZ - Kemal Sayar

Alternatif

Çağın hastalığı AFFLUENZA ya da PARAYLA SAADET OLMAZ

Hazırlayan Mehmet Dinç

Küreselleşme ile küçük bir köy haline gelen dünyamızda bilim gibi sosyal olgular ve hastalıklar da hızla ve millet\\sınır farkı gözetmeksizin yayılıyor. Her ne kadar bizim kültürümüzde “parayla saadet olmaz” sözü oturmuş bir söz olsa, paranın elin kiri olduğu söylense ve parayı kalbine yaklaştırmamak için gömleklerinin göğüs cebine koymayan insanlardan bahsedilse de toplum içerisinde kalplerde başlayıp yavaş yavaş dile gelen inanç, ‘paran kadar hatırın var’ ya da ‘parasız saadet olmaz’a doğru yön değiştirdi. Şüphesi bu yön değiştirişte global sahneden oynanan milenyum çağı oyununun bütün aktörlerinin zengin ve mutlu rolünde olmalarıdır. İkisinden birini kaybeden sahneyi kaybetmektedir ki bu denklem zihinlerde zenginlik eşittir mutluluk olarak bir süre kalmıştır ve hala bir çok insanın zihninde yerleşik durumdadır.
 
Ancak perdenin arkasındaki gerçek hayat öyle değil. Perdenin önünde görünen zenginliğin tamamlayıcı parçaları büyük evler, lüks arabalar, az çalışıp çok kazandıran keyifli işler ve mutluluğun tamamlayıcı parçaları şöhret, her arzunun gerçekleşmesi, devamlı güzel\\yakışıklı ve istenen\\sevilen olmak gerçek hayatta birbiriyle ya birleşmiyorlar yada birleşseler bile bir kaç parça eksik kalıyor. Bu birleşmezliği yada eksik parçaları görmeyenler denklemde bir hata yaptıklarını düşünüp daha fazla çalışmaya devam ederek oyunun içine daha fazla batıp gerçeklikten daha çok koparken görenler de görmeyenlerin affluenza hastalığına yakalandığını söylüyorlar. Peki son yıllarda sıkça konuşulan ve adıyla 1997’den beri bir televizyon programı, bir kaç kitap ve bir çok makale yayınlanan “affluenza” nedir? Bu makalede bu sorunun ve bu soruya bağlı olarak Affluenza’nın belirtileri, tehlikesi ve tedavisi sorularına cevap aranacaktır.
 

Affluenza Nedir?

 
Affluenza tüketim kültürü eleştirmenleri tarafından üretilen ve kullanılan bir terimdir ve refah (affluence) ve grip (influenza)  kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Kaynaklar bu terimi şöyle tanımlıyorlar:
Affluenza: 1- acı veren, bulaşıcı, sosyal olarak geçen ve daha fazlasını ısrarla istemeye sebep olan israf, kaygı, borç ve fazla çalışma hastalığıdır. 2- çevresine ayak uydurma gayretinin sonucu oluşan şişkin, tembel ve doyurulmamış duygulardır. 3- Amerikan Rüyası’nı inatla izleme sonucu oluşan borçluluk, israf, çok çalışma ve stres salgınıdır.  4- Ekonomik büyüme bağımlılığıdır.
 
Bütün bu tanımları daha anlaşılabilir hale getirmek için şu kapsamlı affluenza tanımını kullanabiliriz:“Affluenza, para ve servetle sağlıksız bir ilişki kurmaktır. Küresel olarak affluenza; para akışının sınıflar arasında kutuplaşma oluşturacak ve duygusal ve ekonomik dengeyi kaybettirecek şekilde geri tepmesidir.”  
2005 yılında Clive Hamilton ve Richard Denniss tarafından yazılan ve Avustralya’da basılan Affluenza kitabına göre terim Amerika’da 1997 yılında yayınlanmaya başlanan aynı isimli belgeselin ardından popüler olmuştur. Belgeselin yapımcısı olan John De Graaf’ın aynı isimde ortak olarak yazdığı bir kitabı vardır.
 
Affluenzayı bütün boyutları ile görmek, sebepleri ve tedavisi hakkında fikir alabilmek için Psikoterapist ve affluenza otoritesi, Jessie H. O'Neill’in görüşlerinden faydalanabiliriz. O’Neill affluenzayı kendi klinik tanımı ile şöyle tanımlıyor :
Para ve servet arzusu veya sahibi olma sonucu oluşan veya şiddetlenen biriktirme bağımlılığı, karakter eksiklikleri, psikolojik yaralar, nevrozlar ve davranış problemleri. Bireysel anlamda sosyo ekonomik fark olmaksızın bir insanın parayla sağlıksız ve işlevsiz bir ilişki kurmasıdır. Hayatımızda paranın devamlı tasa olduğu davranışlar şeklinde kendini gösterir
 
Affluenzanın aile içinde psikolojik işlevsizliği kalıtımsaldır ve ebeveynden çocuklara geçer.
 

Affluenz nın Belirtileri

 
  • Bireysel ve profesyonel verimin azalması
  • Gelecek motivasyonunun düşmesi
  • Zevkleri erteleyememe veya asabiyete dayanamama
  • Yanlış salahiyet duygusu
  • Düşük özbenlik
  • Düşük özdeğer
  • Özgüvenin azalması
  • Dış etkenlerle çok uğraşma
  • Depresyon
  • İçe Çekme
  • Dış benliğe çok, iç benliğe az önem verme
  • Hayatta kalma utancı\\suçu
  • Ani varlık sendromu
  • Ani yokluk sendromu
  • İşkoliklik
  • Bağımlılıklar
  • Diğer zorlayıcı bağımlılık yapan davranışlar: sınır tanımaz materyalizm ve tüketicilik
Affluenzanın psikolojik dinamikleri, onun sadece zengin hastalığı olarak tanımlandığı popüler ve basit tanımından daha karışık ve daha zararlıdır. Her sosyo ekonomik seviyeden insan paranın bütün problemlerini çözeceğine dair inanca fazla değer veriyorlar. Bu yüzden para ilişkili zorlukların inkarı toplum tarafından destekleniyor. Affluenzadan acı çeken çok sayıda insan bu nedenle yardım istemeye tereddüt ediyor.
 

Affluenza nın Tedavisi

 
“Affluenza başarıyla tedavi edilebilir” diyen O’Neill bunu şöyle açıklıyor: “ en önemli adım ilk atılan adımdır yani durumu açığa çıkarmak, isimlendirmek ve tanımlamak yani gizlilikten çıkarmaktır.Profesyonel yada bireysel hayatımızın her bölümünde olabilen paranın sakat bırakan potansiyel etkisine yada onu körü körüne takip etmeye yönelik bireysel içgözlem yaparak parayla ilgili kendi planlarımızı yaratmaya ve paramızı daha doğru şekilde harcamaya başlayabiliriz. İş sahibi yada çalışan olarak finansal konularda bize daha başarılı birve çok daha önemlisi dengeli ve başarılı bir hayat tarzı verecek olan duygusal dengemizi nasıl yaratacağımız sorusunun cevabını öğrenmeye çalışabiliriz. Unutmayalım ki; başarının tanımı finansal kar hanesinden çok daha geniştir.”
 

Affluenza Neden Tedavi Edilmeli?

 
Muttosu “daha çok kazan, daha çok harca, daha çok iste” olan affluenzalının tedavisi hem hastanın kendi bireysel mutluluğu hem de topluma bulaştırma tehlikesinin yüksekliğinden dolayı çok büyük önem ve aciliyet arzetmektedir. Zira bireyler bireyleri etkileyerek hastalığı bulaştırmakta ve kısa zamanda toplumsal hale getirmektedir.
 
Psikolog Oliver James şöyle diyor: “Neredeyse hepimiz daha büyüğünü ve daha iyisini istiyoruz. Evler, arabalar, televizyonlar. Kendimizi kazandıklarımız, sahip olduklarımız, görünüşümüz ve şöhretimizle tanımlıyoruz ve bu bizi daha önce hiç olmadığımız kadar umutsuz kılıyor. Kötü olan benim ülkem olan İngiltere’deki İngilizlerin %25’i geçtiğimiz 12 ayda akıl hastası oldular ve diğer %25’i de sınırdalar. Güzel olan ise bu böyle olmak zorunda değil.”
 
James’e göre sıkıntı neyi istediğimizle neye ihtiyacımı olduğu arasındaki kafa karışıklığımız. Çünkü affluenzanın sonucu kendimize ve etrafımızdakilere onun değerlerini gösteren lenslerle bakarak ölçme takıntısına düçar olduk
Bu noktada kendi kendimize aşağıdaki soruları sorarak hastalık ve kendimiz arasındaki mesafe hakkında fikir sahibi olabiliriz.
 
Herhangi bir şeyi yapmak için motivasyonumuz para mı? Yoksa bolca televizyonlara çıkıp meşhur bir yüze sahip olmak mı?
 
Kazaklarımız, pantolonlarımız, saç stilimiz biz öyle sevdiğimiz için mi öyleler yoksa öyle olması gerektiğine inandığımız için mi öyleler?
 
Koltuk takımımızı yada yatak odamızı artık ihtiyacımızı karşılayamacak kadar eskidiği için mi değiştiriyoruz yoksa yenisi çıktığı için mi?
 
Affluenzanın en önemli tehdit ve tehlikelerinden biri gelecek nesilin mevcut nesilden çok daha fazla bu hastalıkla içiçe yaşamak zorunda kalmasıdır. Editör Lisa Jackson ise bu tehlikeyi kendi tecrübesiyle şöyle anlatıyor:
 
“Oğlum yedinci yaşgününe yaklaşırken anladım başımızın belaya girdiğini. Akrabalardan ve arkadaşlarımdan gelen telefonlar durumu daha kötü hale getiriyordu. Hepsi aynı soruyu soruyolardı: “ Luke’e doğum günü için ne alabiliriz?” basit bir soru gibi görünse de dürüstçe söylemek gerekirse oğlumun istediği yada ihtiyaç duyacağı bir tek şey bile aklıma gelmedi. Yatak odası şimdiden Toys R Us’ın deposu gibi görünüyordu ve oğlum da da doğum günü listesi için herhangi bir önemli ihtiyaçla gelemedi”
 
Son zamanlarda alışveriş merkezlerindeki çocuklara dikkat ettiyseniz neden bahsettiğimi biliyorsunuzdur. Bugünün çocukları gerçekten eşyaların içinde yüzüyorlar. Milyon dolarlık pazarlama kampanyalarının hedef kitlesi olarak çocuklar her açıdan aynı mesajın bombardımanı altındalar: “daha çok al, daha çok harca, daha çok şeye sahip ol”
 
Pazarlardaki Çocuklar isimli seri kitapların yazarı Lois Morton’a göre 4-12 yaş arası Amerikalı çocuklar yılda 9 milyar dolar harcıyorlar ve ebeyenlerinin 130 milyar dolarlık harcamalarında etkili oluyorlar. Ergenler ise yılda 95 milyar dolar harcıyorlar.
 
Sosyal Hizmet Uzmanı Julie Miller’ın tespiti ise işte bu noktada önem kazanıyor: “Şüphesiz çocuklar materyalizmden etkileniyorlar. Benim gördüğüm kadarıyla en ciddi olarak 4.sınıfta etkilenmeye başlıyorlar. İlk o zaman kimin neye sahip olduğuna dikkat ediyorlar. Bunlar çoğunlukla elbiseler oluyor ve çocuklar gerçekten kimin ne ve ne marka giydiğiyle ilgileniyorlar. Bu dönem aynı zamanda onların gelecek hakkında konuşmaya başladıkları dönem. Gelecek yani sürecekleri güzel arabalar ve sahip olacakları büyük evler”
 
Son yıllardaki ekonomik patlamalar sayesinde bugünün aileleri daha önce hiç olmadığı kadar daha çok para kazanıyorlar ve biz her ne kadar çok geniş evlerde oturmasak ve çok lüks arabalar kullanmasak da çocuklarımızı önceki hiç bir neslin yapmadığı kadar şımartıyoruz. Biz şımartmasak büyükanneleri, büyükbabaları yada yakın akrabalarımız bunu seve seve yapıyorlar. Ancak bir soru büyük bir soru işaretiyle kalıyor: çocuklarımıza istekleriyle ihtiyaçları arasındaki farkı nasıl öğreteceğiz ve onlar bütün bu materyalistik etki ile çevrilmişken bizim onları güzel ve dengeli insanlar olarak yetiştirmemiz mümkün olabilecek mi?
 

Amerika’da Affluenza

 
Tüketim Kültürü Amerika’da 1960’ların hippilerinden 1990’ların dini gruplarına kadar çok değişik çevrelerden bir çok grup tarafından eleştirilmektedir.
 

Avustralya’da Affluenza

 
Hamilton ve Denniss’in kitabı şu soruyu sorar: “ Şayet ekonomi çok iyi gidiyorsa biz neden daha mutlu olmuyoruz?”. Yazarlar Avustralya’nın gayri safi milli hasılasının 1980’den 2005’e ikiye katlandığını not düşüyorlar. Ancak “ bununla beraber iyice anlaşıldı ki gelir düzeyi belli bir düzeye ulaştıktan sonra yükselmeye devam etse de ulusal mutluluk yükselmiyor”
 
Yazarlar düşüncelerini şöyle özetliyorlar: “ 1990’ların başlarından beri Avustralya affluenza mikrobunu yani para ve meta ile ilgili sağlıksız ve büyüyen bir zihin meşgalesi hastalığını kapmıştır. Bu hastalık düzenli olarak kendini sosyal ve bireysel düzeyde kuvvetlendirmektedir. Bizi de tüketimimizle kendimize kimlik oluşturacağımızı ve dünyadaki yerimizi belirleyeceğimiz düşüncesine zorlamaktadır.” Yazarlar affluenzanın fazla tüketim, lüks hastalığı, tüketici borçları, çok çalışma, israf ve çevreye zarara sebep olduğunu iddia ediyorlar. Bu baskılar da “psikolojik bozulmalara ve yabancılaşma ve acıya götürüyor.” İnsanların “duygu durumlarını değiştirici ilaç kullanmalarına ve ölçüsüz alkol tüketimlerine sebep oluyor”
 
Yazarlar önemli sayıda Avustralyalının “vites küçülterek” affluenzaya tepki verdiklerine işaret ediyorlar. Şöyle ki, Avustralyalılar “ gelirlerini azaltıp, ailelerini, arkadaşlarını ve huzurlarını paranın üzerine koyarak yaşam amaçlarını belirliyorlar.”
 

SONUÇ

 
Yaygınlığına ve etkisine bakıldığında affluenzayı anlatmanın küçük çapta bir makalenin harcı olmadığını itiraf etmek kolaylaşıyor. Ancak değil mi ki tedavinin ilk basamağı farkındalıktır, affluenzaya karşı farkındalık kazandırmış ise bu yazı amacına ulaşmıştır. Bu yazıyı okumanın ardından ikinci adım olarak affluenza ile ilgili kaynaklardan daha detaylı bir araştırma ile problemi ve kaçış yollarını daha iyi bilmek mümkün. Sonrasında da toplum etkisiyle yayılan bu hastalığın yine toplum etkisiyle çözüleceğinin bilinciyle anti-affluenza grubu oluşturmak veya mevcut çalışmalara destek verebilirsiniz. İnsan olarak çok çalışan ve bundan dolayı çok yakıt tüketen bir makine haline gelmemek bizim elimizde. 
 
KAYNAKLAR
 
http://www.affluenza.com
http://en.wikipedia.org/wiki/Affluenza
http://www.pbs.org/kcts/affluenza
http://www.christianitytoday.com/cpt/2002/002/4.36.html
Görüntüleme Sayısı : 9361
Kemal Sayar Kemal Sayar Valid CSS!
Copyright © 2013-2017 Kemal Sayar Tüm hakları saklıdır. © Web Tasarım