Kemal Sayar

Alkol ve madde kullanımının sosyokültürel boyutlar - Kemal Sayar

Akademik

Alkol ve madde kullanımının sosyokültürel boyutlar

Prof. Dr. Kemal Sayar, Dr. Zeynep Şenkal

Bütün ruhsal rahatsızlıklarda olduğu gibi, alkol ve madde kullanımında da sosyal çevre belirleyici bir rol oynayabilir. Bu yazıda sosyal çevrenin tesirlerini birkaç başlık altında inceleyeceğiz
 

MEDYA

Film endüstrisi dünya çapında milyarlarca insanın algılarını etkilemektedir. Globalizasyon ve ev medya teknolojilerinin gelişmesi ile üretilen filmler daha geniş izleyici kitlelerine kavuşmaktadırlar. Bu filmlerin kitlelerin düşünce ve davranış normları üzerindeki etkileri üzerindeki potansiyel etkileri kaçınılmazdır.
 
Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 2003'teki raporuna göre dünya çapında HIV/AIDS ile yaşayan 40 milyon insan bulunmaktadır. Bu problemin önemli bir kaynağı kontrolsüz cinsel ilişki olmakla birlikte damar içi madde kullanımıdır. Sosyal bilişsel teoriye göre davranış değişikliğinin olabilmesi için sosyal normlar önemli bir faktör olarak dikkate alınmalıdır. Etkin rol modellerinin ve onların davranış neticelerinin gözlemlenmesi davranışlarımızı etkilemektedir. Bu gözlemleyerek öğrenme bireyin kendi davranışlarını değiştirme yeteneğine inancına ve güvenine katkıda bulunur. Eğlence medyasının davranış üzerine etkilerine dair önemli kanıtlar bulunmaktadır. Bu durum sadece ürünün ekranda görülmesinin tütün fabrikalarının önemli bir reklam yöntemi oluşunu açıklamaktadır. Filmlerde tütün kullanımı adolesanlarda sigara kullanımını artırmaktadır ve televizyon seyretme ile sigaraya başlama arasında doz-yanıt ilişkisi saptanmıştır. Benzer ilişki alkol için de geçerlidir. Madde kullanımı gibi riskli davranışlarda bulunan bir grup Amerikalı ergenlerde yapılan bir çalışmada bu gençlerin diğer akranlarına göre daha fazla televizyon seyrettikleri saptanmıştır.
 
Son 20 yılda çekilen en popüler filmlerin yer aldığı bir çalışmanın sonuçları oldukça çarpıcıdır. Filmlerin %8'inde 1-10 arası kannabis kullanım epizodu gözlenmiştir. Bunların %52'sinde olumlu , %48'inde ise nötral izlenim yaratılmıştır. İlginç olarak hiç birinde kannabis kullanımı olumsuz bir davranış olarak gösterilmemiştir. Filmlerin %68'inde en az bir kere sigara kullanımı; %32'sinde ise alkol intoksikasyonu görülmektedir. Hiçbir filmde damar içi kullanım izlenmemiştir. (Gunasekera ve ark. 2005). Bu çalışma popüler filmlerin madde ve alkol kullanımı gibi olumsuz sağlık davranışlarını nasıl resmettiklerini ortaya koymaktadır. İlginç olarak bu filmlerde kannabis daha genç karakterler tarafından kullanıldığı ve hiçbirinde damar içi kullanılmadığı gözlenmiştir. Bu durumu da hedef kitlelerin bir yansıması olarak kabul edebiliriz
 

MADDE KULLANIMI VE SOSYAL ÇEVRE

Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru çabalar ile elde edilen bilgiler ışığında adolesan madde kullanım akımları ve yöntemleri, tedavi, önleme girişimleri bizlere içgörü kazandırsa da halen etyolojisi, sosyal ve çevresel faktörlerin ayrıntılı incelenmesi gerekmektedir. Bireysel, sosyal ve çevresel faktörlerin birbirleriyle etkileşimlerinin daha iyi anlaşılması ile önleme programlarının etkinliğinden azami fayda sağlanabilir (Sussman ve ark.2001). Sosyal ekolojinin ince noktalarını göstermenin karmaşık bir görev oluşu ve ayrıntılı metodolojik yaklaşımların eksikliği nedeniyle çalışmalar sınırlı kalmıştır.
 
Son yıllarda kendi özel ortam ve içerikleriyle var olan bireylerin anlaşılmasını sağlamak amacıyla ekolojik yaklaşımlar hakkında birtakım veriler bulunmaktadır. Bronfenbrenner'ın 1979'da insan gelişiminin sosyal ekolojisi üzerine yaptığı çalışma gelişen insan ve çevresi arsındaki ilişkiyi sağlamamıza büyük katkıda bulunmuştur. Bronfenbrenner çevresel yapıları içeren kompleks interaktif bir model içerisinde dört gelişimsel sistem tanımlamıştır. Bunlardan birincisi olan mikrosistem gelişen çocuğa en yakın, aile, okul, akranları komşularını içerir. İkincisi mikrosistemler arası ilişkileri oluşturan mezosistemdir. Bu sistem çocuğu direkt olarak içermese de gelişimi indirekt olarak etkilemektedir, örn. Aile-komşuluk ilişkileri. Araştırmalar göstermektedir ki kuvvetli yakın etkileşimlerin eksikliğinde sağlıklı bir gelişim tehdit altına girdiği gibi sağlıklı ilişkiler ile de birey korunmakta ve gelişimi olumlu etkilenmektedir. Üçüncü sistem olan eksosistemde çocuk aktif katılımcı değildir, örn sosyal hizmetler, kitle medyası, vs. Dördüncü ve son sistem olan makrosistem kültürel kalıtım ve ideolojik inançları içerir.
 
Birey üzerine etkiler her sistem içindeki kendi hareketliliğinden kaynaklanacağı gibi sistemler arası etkileşimden de kaynaklanmaktadır.
 
Risk faktörleri ve koruyucu faktörlerin çalışılması ile madde kullanımı için bu faktörlerin istatistiksel modeller yaratılarak tahmini sağlanabilir. Örneğin şu ana kadar madde kullanım bozukluğunun ortaya çıkışı yönünden 72 adet risk faktörü ve koruyucu faktör tanımlanmıştır (Leshner ve ark.1996). Bu faktörlerin tanımlanması ve sınıflandırılması sonucu ile çocukların gelişim yönleri tahmin edilebilir ve daha sağlıklı sonuçlara yönlendirilebilir. Ancak risk ve koruyucu faktör modeline göre değişik sistemler arası etkileşimler göz ardı edilmektedir (Szapocznik ve Pantin 1996). Ayrıca lineer, nedensel ve içerikten yoksun bir patern sergilemektedir. Kültür, mekan, yaş, zaman, cinsiyet, etnik köken ve sosyal sınıf gibi konuların zorlu ve karmaşık ilişkileri incelenmeden elde edilecek sonuçlar ancak yüzeysel kalacaktır.
 
Szapocznik ve Coatsworth, Bronfenbrenner'ın 1979'da geliştirdiği modeli temel alarak madde kullanımı üzerindeki etkileri organize ederek elde ettikleri çatıyı oluşturan "Ekogelişimsel Model" i geliştirmişlerdir. Bu modele göre birey içinde bulunduğu veya karşı karşıya kaldığı ekolojik sistemde risk faktörleri ve koruyucu faktörler ile değerlendirilmektedir.
 
Özellikle kentte yüksek riskli bölgelerde yaşayan gençlerde bu çevresel faktörler, çevresel olmayan faktörlere oranla daha etkili olmaktadır (Hartup ve Laursen, 1991). Örneğin riskli deneyim fırsatları yüksek, gelişen kimlik duygusunu yapıcı bir şekilde ifade etme olanakları düşük olan durumlarda kent yaşamı gençlerin ruh sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir (Nettles ve Pleck, 1994). Ne yazık ki kent yaşamında düşük gelirli bölgeler riskli deneyimler açısından daha yüksek bir potansiyele sahiptir. Ancak yine de tüm kentsel bölgeler kendi içinde dinamikleri olan, zamanlı çalışan çok sayıda ve çeşitli bağlantılara sahip bir sistem olarak algılanmalıdır (Klebanov ve ark. 1997). Bu alanlardaki yoğun, kuvvetli ve sağlıklı bağlar bireye pozitif model oluşturarak yol gösterici olacaktır (Furstenberg ve Hughes, 1997)
 
Sosyal desteğin sağlanması, yardım sistemlerini arama ve kullanma olanakları bölgesel olarak değerlendirilmelidir (Andrews, 1985).
 
ABD'de suç oranı yüksek, ekonomik olarak düşük düzey olarak değerlendirilebilecek bir bölgede yaşları 14-18 arasında 37 adolesan ile yapılan bir araştırmada, katılanların %65'inde madde/alkol kullanımı tesbit edilmiş. En popüler maddeler alkol ve kannabis olarak bulunmuş. Madde kullanan bireyler kullanmayanlara göre sosyal çevrelerinde daha fazla madde kullanımı olduğunu, stres altında olduklarını, daha depresif olduklarını ve daha olumsuz, negatif aktivitelerde bulunduklarını belirtmişler. Risk analizi göstermiştir ki çevresinde madde kullanan bireyler olan kişilerin olmayanlara göre madde kullanma riski 16 kat fazla tesbit edilmiş. Hergün düzenli olarak madde kullanımının olduğu ortamlarda olan bireyler diğerlerine göre iki kat fazla depresif, 3.5 kat daha fazla stres semptomları göstermişler (Mason ve ark, 2004). Risk faktörleri kişisel, sosyal ve çevresel olmak üzere 3 başlık altında incelenebilir. Stres, depresyon, madde kullanımı kişisel faktörler altında; koruyucu olmayan aile çevresi, akran baskısı, olumsuz aktivitelerde bulunma sosyal risk faktörleri arasında; dini inançların az olması, fakirlik, yüksek suç oranı, işsizlik ve sağlık hizmetlerine erişim güçlüğü ise çevresel faktörler arasında değerlendirilebilir. (Mason ve ark, 2004) .
 
Jedrzejczak 2005'te yaptığı bir çalışmada olumlu aile atmosferinin olduğu ailelerde madde kullanım oranını olmayan ailelere oranla daha düşük tesbit etmiş. Maddeye başlama yaşı da aile bağlarındaki kopukluk arttıkça daha düşük bulunmuş. Madde kullanan kişilerin ailelerinde alkol kötüye kullanım oranı %46.3 olarak tesbit edilmiş. Türkiye'de Çopur ve arkadaşlarının 2005 yılında ıslahevinde yaptıkları bir çalışmada çocukların %34.8'inin alkol ve nikotin dışı maddeler tükettikleri ve bunun genel popülasyona göre yüksek olduğu saptanmış. Madde kullanımı sırasıyla %72.5 oranında kannabis, %21.3 oranında uçucu maddeler , %2.5 oranında ise hipnotik maddeler ve biperidenler olarak sıralanmaktadır. Birden fazla suç işleyen çocuklarda madde kullanımı %48.5, diğerlerinde ise %14.1 bulunmuş. Suça eğilim yönünden kannabis kullananlarla uçucu madde kullananlar arasında fark saptanmamış. Tapia-Conyer ve ark. 1995'te Meksika'da ıslahevlerinde 626 çocuk üzerinde yaptıkları araştırma sonucu %58 oranında madde kullanımı tesbit etmişler.
 
Çırakoğlu ve arkadaşlarının 2005 yılında yaptığı bir çalışmada üniversite gençliğinin madde bağımlılığının nedenleri konusunda inançları araştırılmış ve erkeklerin "madde" kavramına kadınlara göre daha pozitif bir tutum içinde oldukları gözlemlenmiştir. En olumsuz yaklaşım eroine olmakla birlikte en olumlu ve "zararsız" kabul edilen kannabis olmuştur. Çevresine madde kullanan kişiler olan bireylerin de daha pozitif bir tutum içinde bulundukları tesbit edilmiştir. Daha önceki çalışmada olduğu gibi gençler maddeyi ciddi problemleri ile başa çıkma yöntemi olarak görmektedirler. Yeni heyecan arama da gençler tarafından maddeye başlamak için bir sebep olarak ortaya konmuştur. Heyecan arama madde kötüye kullanımı açısından da önemli bir belirteç olarak bulunmuştur (Wagner, 2001). Kadınlar madde kullanımını erkeklere oranla daha yüksek oranda özellikle kişiler arası ilişkilerde yaşanan problemler ve çevresel streslerle başa çıkma yöntemi olarak görmektedirler
 

KÜLTÜR

Kültürün tanımı , insanın incelendiği her akademik bilim dalının tartışma konusu olmuştur (antropoloji, psikobiyoloji, sosyoloji, psikoloji). Bizim tanımımızda kültür, toplumda kuşaktan kuşağa biyolojik olmaktan ziyade sosyal olarak aktarılan her şeydir- özellikle öğrenilen davranış kalıpları, düşünce ve algı paternleri, inanç sistemleri, değerler, ideolojiler, efsaneler (Marshall, 1998). Sürekli olarak tekrardan yaratılır, yorumlanır, ve aktarılır; evrim halindedir ve bireyler tarafından farklı şekillerde yorumlanabilir (McElroy ve Jezewski, 2005).kültürler arasında birçok karmaşık faktör değişkenlik gösterdiğinden ve madde kullanımını etkilediğinden (kullanım patern ve metodları, sosyal kabul edilebilirliği, devletlerin bu konuda izledikleri politika ve uluslar arası politik olaylar), tüm dünyanın kültürel faktörlerini özetlemek güç olacaktır. (Caetano ve Clark, 2003). Madde kullanım paternleri aynı toplum içinde de zaman ve yaşla değişkenlik gösterebilir (SAMHSA, 2002). Başlamak ve denemek açısından en önemli ve kritik yıllar ergenlik ve genç erişkinlik dönemleridir (CDC, 2002).
 
Madde kavramı dahi kültürler arasında farklılıklar gösterebilir. Çoğu zaman "madde" dendiği zaman psikoaktivite, ilaçların tıbbi nedenler dışında eğlence amaçlı kullanımı ve illegal oluşu anlaşılmaktadır. Tabii ki bu kavramlar sosyal olarak inşa edilir ve devletlerin politikalarına göre kabul edilebilirliği ve tolerabilitesi değişebilir. Herhangi bir kültürel çevre içinde kullanılan ve aktarılan inançlar, normlar ve değerler, sosyal normları ve kişiler arası ilişkiler belirler ve dolayısıyla madde kullanımını kolaylaştırabilir ya da sınırlayabilir (Unger ve ark 2004).
 
ABD gibi yoğun göç alan toplumlarda göç eden aileler tipik olarak kendi içlerinde kapalı komşuluklar halinde yaşamakta, bu çevrelerde fakirlik ve suç oranı yüksek olmakta, adolesanların boş zamanlarını geçirmek için güvenli alanları olmamakta, uğraş ve eğitim yönünden zayıf kalmaktadırlar. (Scribner ve ark 2000). Koruyucu kültürel değerlerin ve destek sistemlerinin kaybı, kimlik karmaşası, marjinalizasyon ve etnik azınlık olmanın getirdiği ayrımcılık; aynı zamanda da yeni ortama ayak uydurma çabası, ya da aile bireyleri arasında akültürasyon sürecinin birbirlerinden farklılık göstermesi sonucu ortaya çıkan aile içi problemlerle sonuçlanabilmektedir (Alaniz 2002). Bu kültür farklılığı bireyin başa çıkma yeteneklerini geliştirerek koruyucu bir faktör olabileceği gibi (LaFramboise ve ark 1998), ilave stres de ekleyerek risk faktörü olarak da karşımıza çıkabilmektedir. Hangisi olacağı daha çok ailesel ve sosyal ortamın içeriği tarafından belirlenecektir.
 
Adolesanlar arasında stresli yaşam deneyimleri madde kullanım riskini artırmaktadır (Butters 2002). Stresli yaşam olaylarından kastedilen major yaşam olaylarıdır- aile ferdinin kaybı, fiziksel/cinsel istismar, ebeveynlerin boşanması, göç, kaza, mekan değişikliği, ebeveynlerin madde kullanımı, fakirlik, ayrımcılık, ya da okul ve arkadaş çevresi içinde problemler olarak sayılabilir. (Joseph ve ark 2000).
 
Diğer bir kültürel değer olarak karşımıza cinsiyet farkı çıkmaktadır. Daha az endüstrileşmiş toplumlarda kadın ev erkeğin rolü daha net sınırlarla çizilmiştir. Erkek dışarıda çalışarak gelir sağlar, kadın ise ev içinde çocukların bakımını sağlarlar. (Vargas-Willis ve Cervantes 1987). Toplumlar endüstrileştikçe kadınlar da önceden erkeklere sağlanan olanaklardan faydalanmaya ve ev dışında sorumlulukları almaya başlamışlardır. Böylece önceden erkekler arasında kabul edilen birçok davranış kalıpları kadınlar için kabul edilebilir olmuştur, madde kullanımı da bunların arasında sayılabilir.
Görüntüleme Sayısı : 2399
Kemal Sayar Kemal Sayar Valid CSS!
Copyright © 2013-2017 Kemal Sayar Tüm hakları saklıdır. © Web Tasarım